Avrupa Parlamentosu'nda merkez partilerin giderek zayıflaması, aşırı sağın yükselişini durdurmak için yeni bir koalisyon arayışını gündeme getirdi. İki kıdemli Alman milletvekili, merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP) ile Sosyal Demokratlar (S&D) arasında daha resmi ve kapsamlı bir işbirliği anlaşması öneriyor. Zoya Sheftalovich ve Ian Wishart'ın haberine göre, bu plan iki grup arasındaki ilişkilerin kötüleştiği bir dönemde, Avrupa'nın ana akım siyasetini korumak için son bir umut olarak görülüyor.
Merkezin Kırılganlığı
Avrupa Parlamentosu'nda geleneksel olarak merkez sağ ve merkez solun oluşturduğu büyük koalisyon, son seçimlerde aşırı sağ partilerin kazandığı ivmeyle sarsılmış durumda. EPP ve S&D, uzun süredir Avrupa bütünleşmesinin motoru olarak işlev görse de, aralarındaki ideolojik uçurum göç, iklim ve ekonomik politikalar gibi konularda giderek derinleşiyor. Önerilen resmi anlaşmanın, bu iki grubu ortak bir gündem etrafında birleştirerek aşırı sağın karar alma süreçlerinde etkisizleştirilmesini hedeflediği belirtiliyor.
Ancak planın önünde ciddi engeller bulunuyor. Sosyal Demokratlar, EPP'nin özellikle Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi otoriter liderlerle olan bağlarına ve göç politikasındaki sert tutumuna mesafeli. EPP ise S&D'nin bazı üye partilerinin aşırı sol unsurlarla işbirliği yapmasından endişeli. Taraflar arasındaki güven eksikliği, anlaşmanın sadece bir niyet beyanı olmaktan öteye geçmesini zorlaştırıyor.
Avrupa Siyasetindeki Yansımalar
Bu girişim, Avrupa genelinde yükselen milliyetçi dalgaya karşı ana akım partilerin verdiği mücadelenin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde aşırı sağın oy oranları rekor seviyelere ulaşırken, Avrupa Parlamentosu'nun bu partilere karşı güçlü bir duruş sergilemesi gerektiği savunuluyor. Ancak eleştirmenler, merkez partilerin kendi aralarındaki uzlaşmazlıkların bu planı zayıflattığını ve aşırı sağın bu çatlaklardan beslendiğini ifade ediyor.
Önerilen anlaşma, aynı zamanda Avrupa Komisyonu'nun gelecekteki başkanlık seçimlerini de doğrudan etkileyecek. Ortak bir aday üzerinde anlaşabilmek, merkez partilerin kurumlar üzerindeki nüfuzunu korumasını sağlayabilir. Ancak bu, büyük ölçüde Almanya ve Fransa'nın siyasi iradesine bağlı görünüyor. Özellikle Almanya'da koalisyon hükümetinin içindeki çalkantılar, bu süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Parlamentosu'ndaki dengeler, Türkiye-AB ilişkilerini doğrudan etkileyen bir faktör. Aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye'ye yönelik göç ve güvenlik konularındaki olumsuz tutumları daha da sertleştirebilir. Öte yandan, merkez partilerin daha formal bir anlaşma zemini bulması, Türkiye ile AB arasındaki diyaloğun öngörülebilirliğini artırabilir. Özellikle üyelik müzakereleri ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi konularda, parlamentodaki güçlü bir merkez ittifak, Ankara'nın lehine bir ortam yaratabilir. Ancak bu planın hayata geçmesi, Avrupa siyasetindeki derin kutuplaşma nedeniyle yakın vadede zor görünüyor.