Avrupa Parlamentosu (AP), aşırı sağcı siyasi grupların komite başkanlıkları ve başkanvekilliği gibi kilit pozisyonlardan dışlanmasına yönelik oylamaların nihai olduğunu duyurdu. Parlamento sözcüsü, 16 Temmuz'da yapılacak yeni dönem ilk genel kurul oturumu öncesinde, 'Vatanseverler' (Patriots for Europe) grubunun bu görevlerden hariç tutulmasının usule uygun olduğunu belirtti. Grup, kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı'na taşıyacağını açıkladı.
Kararın Arka Planı ve Siyasi Dengeler
Haziran 2024'te yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından, aşırı sağcı ve popülist partilerden oluşan 'Vatanseverler' grubu, 84 sandalyeyle parlamento çatısı altında temsil edilmeye başlandı. Grubun üyeleri arasında Fransa'dan Ulusal Birlik (RN), Macaristan'dan Fidesz, İtalya'dan Lega, Belçika'dan Vlaams Belang ve Hollanda'dan PVV gibi partiler bulunuyor. Seçim sonuçlarının ardından AP Başkanlık Divanı, aşırı sağcı grupların komite başkanlıklarında ve diğer idari görevlerde temsil edilmemesi yönünde bir teamül oluşturdu. Bu teamül, 23 Temmuz'da yapılan oylamalarla da pekiştirildi. Vatanseverler grubu, bu kararın siyasi bir dışlama olduğunu savunarak hukuki yollara başvurdu.
Avrupa Parlamentosu İçtüzüğü'ne göre, komite başkanlıkları ve başkanvekilliği görevleri, siyasi gruplar arasında yapılan pazarlıklar sonucu belirleniyor. Ancak büyük grupların (Hristiyan Demokratlar/EPP, Sosyalistler/S&D ve Liberaller/Renew) oluşturduğu gayri resmi ittifak, aşırı sağcı grupları bu süreçten dışladı. Vatanseverler grubu, bu uygulamanın ayrımcılık yarattığını ve parlamentonun demokratik işleyişine aykırı olduğunu iddia ediyor.
AP sözcüsü yaptığı açıklamada, 'Oylamalar kesin ve nihaidir. Parlamento Başkanlık Divanı, siyasi grupların temsil gücünü dikkate alarak görev dağılımını yapmıştır. Bu karar, Parlamento'nun özerkliği çerçevesinde alınmıştır' dedi. Sözcü, Vatanseverler grubunun yargı yoluna gitmesinin kendi hakları olduğunu ancak kararın uygulanmasını etkilemeyeceğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa Parlamentosu'ndaki bu gelişme, Avrupa siyasetinde yükselen aşırı sağ akımların kurumsal düzeyde nasıl karşılandığını gösteriyor. Son yıllarda birçok AB ülkesinde aşırı sağ partiler oylarını artırdı. Fransa'da Ulusal Birlik, 2024 erken genel seçimlerinde birinci parti oldu; Hollanda'da PVV hükümetin ortağı; Macaristan'da Fidesz iktidarda. Buna rağmen AP'deki merkez partiler, aşırı sağcı gruplarla işbirliği yapmama konusunda büyük ölçüde kararlı görünüyor.
Vatanseverler grubunun yargıya başvurması, AB hukuku açısından emsal teşkil edebilir. Avrupa Birliği Adalet Divanı, yakın zamanda benzer bir davada AP'nin takdir yetkisini geniş yorumlayabilir. Uzmanlar, bu tür davaların genellikle siyasi nitelikli olduğunu ve mahkemenin kurumsal dengeyi gözeterek karar vereceğini belirtiyor.
Öte yandan, AP'deki bu dışlama, Avrupa'nın genel siyasi ikliminde bir kutuplaşmaya işaret ediyor. Merkez partiler, aşırı sağı dışlayarak kendi seçmen tabanlarını korumayı hedeflerken, aşırı sağ da mağduriyet söylemi üzerinden destek toplamaya çalışıyor. Bu durum, AB'nin karar alma süreçlerinde tıkanıklığa yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Parlamentosu'ndaki bu gelişme, Türkiye-AB ilişkileri açısından dolaylı ancak önemli sonuçlar doğurabilir. Aşırı sağcı grupların AP'de kilit görevlerden dışlanması, AB'nin genel olarak aşırı sağ söylemlere mesafeli durduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü diyalogda aşırı sağcı ve Türkiye karşıtı söylemlerin kurumsal düzeyde daha az etkili olabileceği anlamına gelebilir. Ancak Vatanseverler grubu içindeki bazı partiler (örneğin Fidesz) geleneksel olarak Türkiye ile iyi ilişkilere sahipti. Grubun dışlanması, bu partilerin AP içindeki etkisini azaltarak Türkiye'nin lehine lobi faaliyetlerini zayıflatabilir. Öte yandan, AB'nin aşırı sağa karşı tutumu, Türkiye'nin kendi iç siyasetinde de yankı bulabilir. Türkiye, AB sürecinde demokratik standartları yükseltme taahhüdünü yinelemişti; bu tür gelişmeler, AB'nin siyasi kriterlere verdiği önemi teyit ediyor. Kısacası, AP'deki dışlama kararı, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde kısa vadede belirgin bir değişiklik yaratmasa da, uzun vadede aşırı sağın Avrupa siyasetindeki yükselişinin sınırlanması Türkiye'nin diplomatik manevra alanını etkileyebilir.