Avrupa'nın göbeğinde orman yangınları, kıta genelinde alarma geçirilmesine neden oluyor. Bu yaz Fransa'nın Bordeaux kenti yakınlarındaki Landiras ormanı ile İspanya'nın başkenti Madrid çevresindeki ormanlık alanlarda çıkan yangınlar, on binlerce hektarlık alanı küle çevirirken, binlerce kişinin tahliyesine yol açtı. Yangınlar, doğayla iç içe yaşamın getirdiği riskleri bir kez daha gözler önüne sererken, iklim değişikliğiyle mücadelede Avrupa Birliği'nin (AB) vaatleri ile gerçekler arasındaki uçurumu da gözler önüne seriyor.
Yangınların Perde Arkası: İklim Değişikliği ve Kırılganlık
Bordeaux'daki yangınlar, Temmuz ayında başlayan ve günlerce devam eden sıcak hava dalgasının ardından alevlendi. 40 dereceyi aşan sıcaklıklar, nem oranının düşmesi ve şiddetli rüzgarlar, alevlerin hızla yayılmasına neden oldu. İspanya'nın Madrid bölgesinde ise aşırı sıcaklıkların yanı sıra, kuraklık ve ormanların bakımsızlığı yangının büyümesinde etkili oldu. Uzmanlar, Akdeniz havzasının iklim değişikliğine karşı en hassas bölgelerden biri olduğunu ve yangın mevsiminin her yıl daha erken başladığını, daha yıkıcı olduğunu vurguluyor.
AB'nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi'ne göre, Avrupa bu yıl kayıtlara geçen en sıcak yazlarından birini yaşadı. Aşırı sıcaklar, orman yangınlarının yanı sıra kuraklığı da beraberinde getirdi. Ren Nehri'nden Po Nehri'ne kadar birçok su yolunda su seviyeleri kritik düzeylere geriledi. Bu durum, tarımdan enerji üretimine kadar birçok sektörü olumsuz etkiledi. Avrupa Çevre Ajansı'nın verilerine göre, kıtada 2021 yılında orman yangınlarından etkilenen alan miktarı yaklaşık 1,3 milyon hektar oldu ve bu sayı her geçen yıl artıyor.
İklim Politikalarında Çelişkiler ve Tartışmalar
Yaşanan felaketler, Avrupa'nın iklim politikalarını yeniden tartışmaya açtı. AB, 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefini açıklamış ve Yeşil Mutabakat kapsamında kapsamlı bir dönüşüm süreci başlatmıştı. Ancak eleştirmenler, bu hedeflerin uygulamada yeterince karşılık bulmadığını savunuyor. Rusya-Ukrayna savaşı, enerji fiyatlarını fırlatarak AB ülkelerini kömür ve fosil yakıtlara yöneltmiş durumda. Almanya, kömürle çalışan bazı santralleri yeniden devreye alırken, Hollanda kömür santrallerinin kapasite sınırını kaldırdı. Bu durum, AB'nin iklim hedefleriyle çelişen bir tablo ortaya koyuyor.
Çevre örgütleri, orman yangınlarının iklim değişikliğinin bir sonucu olduğunu, bu nedenle acil önlemler alınması gerektiğini belirtiyor. Greenpeace'in Avrupa birimi sözcüsü, "Yangınlar, iklim değişikliğinin artık uzak bir tehdit olmadığının kanıtı. Avrupa'nın ormanları yanarken, fosil yakıt yatırımlarına hız vermek büyük bir çelişki" dedi. Öte yandan, bazı çiftçi ve işletme grupları, AB'nin yeşil düzenlemelerinin ekonomik büyümeyi olumsuz etkilediğini, yangınlarla mücadelede daha çok bütçe ayrılması gerektiğini savunuyor.
Küresel Bağlam ve Türkiye'nin Durumu
Avrupa'daki yangınlar, dünya genelinde iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha belirgin hale geldiğini gösteriyor. Akdeniz havzası, Kaliforniya, Avustralya ve Sibirya'da da benzer felaketler yaşanıyor. Bilim insanları, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 1,2 derece arttığını ve bu artışın orman yangınlarının sıklığını ve şiddetini tetiklediğini belirtiyor. Yangınlarla mücadelede uluslararası iş birliği giderek önem kazanıyor. AB ülkeleri, yangın sezonunda birbirine uçak ve ekipman gönderirken, Türkiye de son yıllarda komşu ülkelere yangın söndürme uçağı göndererek dayanışma örneği sergilemişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer alması nedeniyle orman yangınlarına en fazla maruz kalan ülkelerden biri. Geçtiğimiz yıl Manavgat ve çevresinde yaşanan felaketler, bu riskin boyutlarını ortaya koydu. Avrupa'daki yangınlar, iklim değişikliğinin sınır tanımadığını gösteriyor. Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile iklim değişikliği ve orman yönetimi alanındaki iş birliğini güçlendirmesi, ortak erken uyarı sistemleri kurması ve yangınla mücadelede modern teknolojileri kullanması büyük önem taşıyor. Ayrıca, ulusal orman politikalarının gözden geçirilmesi ve sürdürülebilir enerji dönüşümünün hızlandırılması, hem iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayacak hem de bu tür felaketlerin önlenmesine yardımcı olacaktır. Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak, Avrupa'nın yaşadığı bu deneyimden çıkaracağı dersler bulunmaktadır.