Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) önümüzdeki toplantılarında faiz oranlarını artırması piyasalarda güçlü bir şekilde fiyatlanırken, üst düzey bir ekonomist bu hamlenin 'yapım aşamasında bir hata' olduğu uyarısında bulundu. Piyasalar, ECB'nin enflasyonla mücadele kapsamında Mart ayında faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakıyor. Ancak Frankfurt merkezli düşünce kuruluşu ZEW'in başkanı ve eski Bundesbank yetkilisi Achim Truger, böyle bir kararın ekonomi için gereksiz bir daralma riski taşıdığını savunuyor.
Gelişmenin arka planı
Avrupa Merkez Bankası, neredeyse üç yıllık bir aranın ardından faiz oranlarını artırmaya hazırlanıyor. ECB Başkanı Christine Lagarde, Şubat ayı başında yaptığı açıklamada, enflasyonun hedef olan yüzde 2'nin oldukça üzerinde seyrettiğini ve bu nedenle parasal sıkılaştırmanın kaçınılmaz olduğunu belirtmişti. Piyasalar da bu sinyalleri alarak, Mart ayında 50 baz puanlık bir artırımı fiyatlamaya başladı.
Ancak ZEW Başkanı Achim Truger'e göre bu karar, ekonominin mevcut durumu göz önüne alındığında erken ve yanlış. Truger, “Euro Bölgesi'nde ekonomik büyüme henüz kırılgan ve enflasyon büyük ölçüde arz yönlü şoklardan kaynaklanıyor. Faiz artırımı talebi baskılayarak enflasyonu düşürebilir, ancak bu aynı zamanda işsizliği artırabilir ve ekonomik toparlanmayı sekteye uğratabilir” dedi.
Truger, ayrıca ECB'nin faiz artırımıyla birlikte varlık alım programını da sonlandırmasının, piyasalarda likidite sıkışıklığına yol açabileceğine dikkat çekiyor. “Bu bir yapım aşamasında hata. ECB, enflasyonu kontrol altına almak için daha farklı araçlar kullanabilir, örneğin bankalara uygulanan zorunlu karşılıkları artırabilir” ifadelerini kullandı.
Bölgesel veya küresel boyut
ECB'nin faiz artırma kararı, sadece Euro Bölgesi için değil, küresel ekonomi için de önemli sonuçlar doğurabilir. ABD Merkez Bankası Fed, geçtiğimiz yıl boyunca faizleri agresif bir şekilde artırırken, ECB geride kalmıştı. Şimdi ECB'nin de faiz artırımına gitmesi, küresel faiz oranlarının yükselmesine ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden olabilir.
Özellikle borç yükü yüksek olan ülkeler (İtalya, Yunanistan, İspanya gibi) için faiz artırımı, borçlanma maliyetlerini artıracak ve mali sıkıntıları derinleştirebilecek. Bu da Euro Bölgesi'nde yeni bir borç krizine yol açma riskini taşıyor. Öte yandan, enflasyonun kontrol altına alınması halinde, uzun vadede faizlerin düşmesi beklenebilir, ancak bu kısa vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Ekonomistler, ECB'nin atacağı adımların, henüz belirsizliğini koruyan Ukrayna-Rusya savaşı ve enerji krizinin gölgesinde gerçekleşeceğini de vurguluyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık, enflasyonun seyrini etkileyebilecek en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımı, Türkiye ekonomisi için doğrudan olmasa da dolaylı etkiler yaratacaktır. Euro Bölgesi'ndeki olası bir ekonomik yavaşlama, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olan AB'ye ihracatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, küresel faizlerin yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırabilir ve Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak Türkiye'nin kendine özgü faiz politikası (düşük faiz) nedeniyle, ECB kararları doğrudan Merkez Bankası'nın politikalarını etkilemeyebilir. Bununla birlikte, Euro Bölgesi'ndeki enflasyonla mücadele, Türkiye'nin ithalat maliyetlerini de dolaylı yoldan etkileyebilir.