Avrupa'nın İsrail'e yönelik tutumu, son dönemde 11 Avrupa ülkesi ve Kanada'nın ortak açıklamasıyla yeni bir boyut kazandı. 8 Eylül'de Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve Birleşik Krallık, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği gerekçesiyle ortak bir bildiri yayınladı. Bu ülkeler, İsrail'in yerleşim faaliyetlerine ve insan hakları ihlallerine karşı somut adımlar atılması çağrısında bulundu. Ancak bu girişimin, İsrail'i gerçekten dizginleyip dizginlemeyeceği ya da sadece iki devletli çözüm yanılsamasını mı sürdüreceği tartışılıyor.
Avrupa'nın Artan Baskısı: Söylemden Eyleme mi?
Avrupa ülkeleri, uzun süredir İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim politikalarını eleştiriyor. Ancak bu eleştiriler genellikle kınama ve diplomatik çağrıların ötesine geçmiyordu. 8 Eylül'deki ortak açıklama, tonu itibarıyla öncekilerden farklı bir noktaya işaret ediyor. Açıklamada, İsrail'in uluslararası hukuka aykırı eylemlerinin sonuçsuz kalmaması gerektiği vurgulanıyor ve somut yaptırımların kapısı aralanıyor. Fransa ve İspanya gibi ülkeler, daha önce Filistin devletini tanıma sinyali vermişti. İrlanda ve Norveç ise İsrail'e karşı en sert tutum alan ülkeler arasında. Bu ülkelerin bir araya gelmesi, Avrupa içinde İsrail politikalarına yönelik artan bir rahatsızlığın göstergesi.
Ancak Avrupa'nın bu çıkışı, ekonomik ve güvenlik bağımlılıkları nedeniyle sınırlı kalabilir. Almanya gibi kilit ülkelerin açıklamada yer almaması dikkat çekici. Almanya, İsrail'in en güçlü destekçilerinden biri olarak biliniyor ve tarihsel sorumluluk duygusuyla hareket ediyor. Avrupa Birliği'nin ortak bir yaptırım kararı alması için tüm üyelerin onayı gerekiyor; bu da mevcut koşullarda zor görünüyor. Dolayısıyla açıklama, daha çok sembolik bir baskı aracı olarak öne çıkıyor.
İki Devletli Çözüm: Gerçekçi mi, Hayal mi?
Avrupa'nın açıklaması, iki devletli çözüm vizyonunu yeniden gündeme taşıyor. Ancak sahadaki gerçekler, bu vizyonun ne kadar uygulanabilir olduğunu sorgulatıyor. İsrail, Batı Şeria'da yerleşim birimlerini genişletmeye devam ediyor; bu durum, Filistin devletinin toprak bütünlüğünü fiilen imkânsız kılıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hükümetindeki aşırı sağcı ortaklar, iki devletli çözüme açıkça karşı çıkıyor. Filistin tarafında ise Hamas ile El Fetih arasındaki bölünmüşlük, birleşik bir Filistin devleti kurulmasını zorlaştırıyor.
Avrupa'nın çağrıları, İsrail'i müzakere masasına döndürmek için yeterli olmayabilir. ABD'nin pozisyonu da belirleyici. Washington, İsrail'e askeri ve diplomatik destek vermeye devam ederken, Avrupa'nın tek başına etkili olması güç. Üstelik Avrupa ülkeleri arasında da görüş ayrılıkları var: Bazı ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımları savunurken, diğerleri ticari ve stratejik ilişkileri zedelemek istemiyor.
Öte yandan, Avrupa kamuoyunda İsrail karşıtı duygular giderek güçleniyor. Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve sol partiler, hükümetlere daha cesur adımlar atma çağrısı yapıyor. Bu baskı, uzun vadede Avrupa politikalarını şekillendirebilir. Ancak kısa vadede, 8 Eylül açıklamasının somut bir yaptırıma dönüşmesi düşük olasılık taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın bu girişimi, Orta Doğu dengelerini de etkiliyor. İsrail, Arap ülkeleriyle normalleşme sürecini derinleştirmeye çalışırken, Avrupa'dan gelen eleştiriler bu çabaları zora sokabilir. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, İsrail ile ilişkilerini geliştirmek için Filistin meselesinde ilerleme kaydedilmesi gerektiğini savunuyor. Avrupa'nın tutumu, bu ülkelerin elini güçlendirebilir. Öte yandan, İran ve Türkiye gibi aktörler, Avrupa'nın çifte standart uyguladığını öne sürerek eleştirilerini sürdürüyor.
Küresel düzeyde ise, Avrupa'nın İsrail'e yönelik tutumu, liberal uluslararası düzenin ne kadar işlevsel olduğu tartışmasını alevlendiriyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları söylemi, realist güç politikaları karşısında ne kadar etkili olabilir? Bu soru, sadece İsrail-Filistin meselesiyle sınırlı değil; Ukrayna'dan Tayvan'a kadar birçok kriz bölgesinde benzer ikilemler yaşanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde uzun süredir Filistin'in yanında yer alıyor ve iki devletli çözümü destekliyor. Avrupa'nın 8 Eylül açıklaması, Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirebilir; zira Avrupa ülkelerinden gelen benzer sesler, İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı artırıyor. Ancak Türkiye, Avrupa'nın adımlarının samimiyetini sorguluyor: Yaptırım tehdidi olmadan yapılan açıklamalar, sahada değişiklik yaratmaz. Türkiye için önemli olan, Avrupa'nın Filistin devletini tanıma ve İsrail'e yaptırım uygulama konusunda somut adımlar atmasıdır. Aksi halde bu girişimler, iki devletli çözüm yanılsamasını sürdürmekten öteye geçemez. Türkiye, bölgesel istikrar için Avrupa ile diyalogunu sürdürürken, kendi diplomatik girişimlerini de yoğunlaştırabilir.