Avrupa ülkeleri, ABD savunma sanayisinin NATO müttefiklerine verdiği silah sözlerini artık yerine getirememe ihtimaliyle karşı karşıya. İran ve Ukrayna’daki savaşlar, özellikle hassas güdümlü mühimmat ve hava savunma sistemleri gibi yüksek talep gören füzelerin stoklarını önemli ölçüde tüketirken, ABD’nin askeri kaynaklarında ciddi bir boşluk oluştu. Bu durum, Avrupalı liderlerin Washington’ın savunma taahhütlerine olan güvenini sarsıyor ve NATO’nun caydırıcılık kapasitesine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
Arka plan: Silah stoklarındaki erime ve savunma sanayisindeki darboğaz
ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlar ve İran’daki çatışmaların, özellikle Javelin tanksavar füzeleri, Stinger hava savunma füzeleri ve GMLRS (Guided Multiple Launch Rocket System) mühimmatı gibi kritik silah sistemlerinin stoklarını tarihin en düşük seviyelerine indirdiğini belirtiyor. Pentagon’un 2024 yılı bütçe talebinde mühimmat üretim kapasitesinin artırılması için 5 milyar dolar öngörülmesine rağmen, mevcut üretim hatları talebi karşılayamıyor. ABD savunma sanayisi, Soğuk Savaş sonrası dönemde önemli ölçüde küçülmüş durumda. Raytheon, Lockheed Martin ve Northrop Grumman gibi büyük şirketler, üretim tesislerini yeniden devreye sokmakta zorlanıyor. Bazı kritik parçaların tedarik zincirindeki aksaklıklar, yeni füze üretiminin aylar hatta yıllar sürebileceği anlamına geliyor.
Avrupa’da ise durum daha da vahim. NATO’nun Avrupa kanadı, yıllardır savunma harcamalarını GSYİH’nin %2’sine çıkarma taahhüdünü tam olarak yerine getirememişti. Almanya’nın 100 milyar euroluk özel savunma fonu oluşturmasına rağmen, birçok Avrupalı müttefik hâlâ eski Sovyet bloku silah sistemlerine bağımlı. ABD’nin sağladığı Patriot hava savunma sistemleri ve HIMARS roketatarları gibi kilit platformlar için yedek parça ve mühimmat temini giderek zorlaşıyor. Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre, 2023 yılı itibarıyla AB ülkelerinin toplam savunma harcamaları 290 milyar euroya ulaşsa da, bu miktarın büyük kısmı personel giderlerine ve bakım-onarıma harcanıyor, yeni nesil silah sistemlerine yatırım yeterli düzeyde değil.
Küresel boyut: NATO’nun caydırıcılığı ve Avrupa güvenliğinin geleceği
ABD’nin silah sağlama kapasitesindeki bu zafiyet, NATO’nun 5. madde kolektif savunma mekanizmasının sorgulanmasına yol açıyor. Rusya’nın Ukrayna’da yıpratması ve İran’daki istikrarsızlık, Avrupa’nın doğu ve güney kanatlarında eş zamanlı tehditler oluşturuyor. NATO askeri yetkilileri, ittifakın caydırıcılık stratejisinin büyük ölçüde ABD’nin konvansiyonel üstünlüğüne dayandığını, bu üstünlüğün aşınması halinde Avrupa’nın kendi savunmasını üstlenmek zorunda kalacağını vurguluyor. Aslında, bu durum Avrupa’nın stratejik özerklik arayışını hızlandırmış durumda. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yıllardır savunduğu ‘Avrupa Savunma Birliği’ fikri, özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin direnciyle karşılaşsa da, mevcut kriz bu fikre yeniden ivme kazandırdı. Ancak, Avrupa’nın kendi füze savunma sistemi, uzun menzilli hassas vuruş kabiliyeti ve stratejik hava ikmali gibi alanlarda ABD’ye bağımlılığı devam ettikçe, kısa vadede bağımsız bir savunma yapısı oluşturması zor görünüyor.
Öte yandan, ABD’nin Çin’e odaklanma stratejisi (Indo-Pacific pivot) de Avrupa’daki müttefiklerin endişelerini artırıyor. Washington, aynı anda hem Doğu Asya’ya hem Avrupa’ya yeterli askeri kaynak ayırmakta zorlanıyor. Bu durum, İran ve Ukrayna savaşlarıyla birleşince, ABD’nin küresel angajman kapasitesinin sınırları daha belirgin hale geliyor. NATO Genel Sekreteri’nin yaptığı uyarılara rağmen, üye ülkeler arasında savunma harcamalarının artırılması konusunda siyasi irade henüz tam olarak oluşmuş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO’nun güney kanadında kritik bir ülke olarak bu gelişmeden doğrudan etkileniyor. ABD’nin silah stoklarının tükenmesi, Türkiye’nin S-400 krizi sonrası ABD silah sistemlerine erişiminin zaten sınırlı olduğu bir dönemde, alternatif tedarikçilere yönelimini hızlandırabilir. TB2 ve Akıncı gibi yerli silahlı insansız hava araçları (SİHA) ihracatı artan Türkiye, savunma sanayisinde artan kapasitesiyle Avrupa’nın alternatif tedarikçisi konumuna yükselebilir. Ancak, ABD’nin NATO taahhütlerindeki zafiyet, Türkiye’nin ittifaka olan güvenini zedeleyebilir ve özellikle Doğu Akdeniz ve Suriye’deki askeri operasyonlarında yalnız hareket etme eğilimini güçlendirebilir. Kısacası, bu kriz Türkiye’nin savunma özerkliğini artırma stratejisini haklı çıkarırken, NATO içinde daha bağımsız bir dış politika izleme iradesini pekiştirecek.