İspanya, Kuzey Afrika'daki Ceuta özerk şehrine akın eden yaklaşık 5 bin düzensiz göçmenin oluşturduğu insani ve güvenlik krizini yönetmek amacıyla Avrupa Birliği'nden (AB) acil destek talebinde bulundu. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in liderliğindeki hükümet, göçmenlerin geri gönderilmesi ve yerel halkın artan öfkesinin yatıştırılması için AB sınır ajansı Frontex ve diğer üye devletlerin desteğini istiyor. Ceuta'ya 17 Mayıs'tan bu yana ulaşan göçmenlerin büyük bölümü, Fas'ın kuzeyindeki yoksul bölgelerden gelen genç erkeklerden oluşuyor. Bu gelişme, İspanya-Fas sınırındaki göç baskısını bir kez daha Avrupa gündeminin üst sıralarına taşıdı.
Ceuta'da durum: Göçmenler ve yerel halk arasında gerginlik
İspanya'nın Kuzey Afrika'daki iki özerk kentinden biri olan Ceuta, son bir haftada benzeri görülmemiş bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Fas tarafından sınır kontrolünün gevşetilmesi sonucu binlerce kişi, yüzerek veya sınır çitini aşarak kente girmeyi başardı. İspanyol hükümeti, göçmenlerin bir kısmını Fas'a geri gönderdiğini açıklasa da, kentte hâlâ yaklaşık 5 bin göçmenin bulunduğu tahmin ediliyor. Göçmenler, kentin spor salonlarına ve limanındaki geçici barınma alanlarına yerleştirilirken, yerel halk sokaklara dökülerek göçmen sayısındaki artıştan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Ceuta'da bazı gruplar, göçmenleri hedef alan saldırılar düzenledi; polis, olaylara müdahale etmekte güçlük çekiyor. Yerel yönetim, göçmenlerin kentteki sağlık ve eğitim hizmetlerine yük getirdiğini ve güvenlik endişelerinin arttığını ifade ediyor.
İspanya İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, göçmenlerin kimlik tespit işlemleri ve geri gönderme süreçlerinin hızlandırıldığı belirtildi. Ancak insan hakları örgütleri, göçmenlerin hızlı bir şekilde Fas'a geri gönderilmesinin uluslararası hukuka aykırı olabileceği uyarısında bulundu. Özellikle göçmenler arasında refakatsiz çocukların bulunması, süreci daha da karmaşık hale getiriyor. İspanyol hükümeti, Fas ile iş birliğini güçlendirerek göç akışını durdurmayı hedefliyor. Başbakan Sánchez, göçmenlerin geri gönderilmesi konusunda Fas makamlarıyla mutabakat sağlandığını açıkladı; ancak bu açıklama, insan hakları savunucularının tepkisini çekti.
Bölgesel ve küresel boyut: Fas ile İspanya arasında bir krize mi dönüşüyor?
Bu göç dalgası, İspanya ile Fas arasındaki diplomatik gerilimin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Fas, Batı Sahra konusundaki tutumu ve İspanya'nın Cezayir'e verdiği destek nedeniyle Madrid yönetimine tepki olarak sınır kontrolünü gevşetmiş olabilir. İspanya Dışişleri Bakanlığı, Fas'ın bu hamlesini 'şantaj' olarak nitelendirdi; ancak Rabat yönetimi, göçmen akışının koordinasyon eksikliğinden kaynaklandığını savunuyor. Avrupa Birliği, göçmen krizine kalıcı bir çözüm bulmak için Fas ile kapsamlı bir ortaklık anlaşması yapılması gerektiğini belirtiyor. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas, İspanya'nın talebine olumlu yanıt vererek, Frontex'in Ceuta'ya ek ekipman ve personel göndereceğini açıkladı. Bu gelişme, AB'nin ortak göç politikasının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Öte yandan, göçmen akını, Avrupa'da yükselen aşırı sağ partilerin de gündemine oturdu. İspanya'da aşırı sağcı Vox partisi, hükümeti göçmenlere karşı 'gevşek' davranmakla suçlarken, diğer Avrupa ülkelerindeki benzer partiler de bu durumu kendi siyasi amaçları için kullanmaya çalışıyor. Göçmenlerin çoğunun Fas vatandaşı olması, geri gönderme anlaşmalarının önemini artırıyor; ancak sığınma talebinde bulunanların sayısının artması, süreçleri uzatıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), İspanya'ya göçmenlerin insani koşullarını iyileştirme çağrısında bulundu. Kentteki durum, özellikle yaz aylarında daha da kötüleşebilir; zira Fas tarafından yeni göç dalgalarının gelebileceği uyarıları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki göçmen krizi, Avrupa Birliği'nin sınır güvenliği ve göç yönetimi konusundaki kırılganlığını ortaya koyuyor. Türkiye, 2016'daki göç anlaşmasıyla benzer bir baskıyı deneyimlemiş bir ülke olarak, İspanya'nın karşı karşıya kaldığı zorlukları anlayışla karşılıyor. Bu gelişme, AB'nin göç yükünü paylaşma konusundaki isteksizliğini bir kez daha gösteriyor; Türkiye'nin Suriyeli mülteciler konusunda AB'den mali destek beklentisi bu bağlamda haklılık kazanıyor. Ayrıca, Fas'ın göçmenleri siyasi bir araç olarak kullanması, Türkiye'nin de zaman zaman Batı ile yaşadığı gerilimlerde benzer bir durumla karşılaştığına işaret ediyor. Bu kriz, AB'nin göç politikasının sürdürülemez olduğunu ve üye ülkeler arasında daha adil bir sorumluluk paylaşımı gerektiğini göstermektedir.