Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ticari gerilim, Brüksel'in Pekin'e yönelik korumacı önlemleri sıkılaştırmasıyla yeni bir boyut kazandı. Avrupa Komisyonu, sübvansiyonlu Çin mallarının -özellikle elektrikli araçlar, güneş panelleri ve bataryalar- Avrupa pazarını istila ettiği gerekçesiyle 'Çin şoku 2.0' olarak adlandırılan dalgaya karşı sert tedbirler almayı planlıyor. Ancak birçok iktisatçı ve ticaret uzmanı, Brüksel'in izlediği yolun Avrupa ekonomisi için daha büyük riskler taşıdığını savunuyor. Onlara göre, AB'nin Çin ile bir ticaret savaşına girmek yerine, bu yükselen ekonomik güçle stratejik bir ortaklık kurması, Avrupa'nın uzun vadede daha fazla kazanç sağlayacağı bir senaryo olabilir.
Ticaret savaşı mı, stratejik ortaklık mı?
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamalarda Çin'in aşırı kapasite yaratarak Avrupa'nın endüstriyel temellerini tehdit ettiğini belirterek anti-sübvansiyon soruşturmaları başlatılacağını duyurmuştu. Bu soruşturmalar sonucunda Çin'e ait elektrikli araçlara yönelik ek gümrük tarifeleri gündeme gelmiş durumda. Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verilerine göre, Çin menşeli elektrikli araçların AB pazarındaki payı son beş yılda %3'ten %18'e yükseldi. Ancak bu artışın büyük kısmı, Çin'de üretim yapan Avrupa markalarına ait. Öte yandan, Çin'in güneş paneli sektöründe dünya üretiminin %80'inden fazlasını kontrol etmesi ve Avrupa'nın yeşil enerji dönüşümünde bu panellere bağımlı olması, gümrük vergilerinin Avrupa'nın iklim hedeflerine darbe vuracağı endişesini taşıyor.
Uzmanlar, Çin'in 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) katılmasından bu yana küresel ticarette oynadığı rolün giderek merkezileştiğine işaret ediyor. Bruegel Düşünce Kuruluşu'nun analizine göre, Çin artık dünyanın en büyük ihracatçısı ve birçok stratejik hammaddenin en büyük tedarikçisi konumunda. Bu bağımlılık, Avrupa'nın ticari yaptırımları durumunda tedarik zincirlerinin kırılacağı ve enerji fiyatlarının daha da artacağı anlamına geliyor. Avrupa'nın bu ikilemi, 'Yeşil Düzen' hedefleriyle çelişen bir korumacılık politikası izlemesine neden oluyor.
Küresel ekonomiye etkileri
AB-Çin ticaret savaşının küresel ekonomiye olası etkileri uluslararası kuruluşların raporlarında geniş yer buluyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), iki büyük ekonomi arasındaki ticari sürtüşmenin küresel büyümeyi %0,5 ila %1 oranında düşürebileceğini tahmin ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, Çin ve AB arasındaki ticaretin daralmasından en çok etkilenecek bölgelerin başında geliyor. Dünya Bankası verilerine göre, Çin ve AB dünya ticaretinin yaklaşık %30'unu oluşturuyor; bu iki blok arasında başlayacak bir ticaret savaşı, tüm gelişmekte olan ülkelerin ihracat gelirlerini tehdit edecek boyutta.
Öte yandan Çin, Avrupa'nın en büyük ticaret ortağı konumunda. AB İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, 2023 yılında AB-Çin ticaret hacmi 739 milyar avroya ulaştı. Brüksel'in Pekin'e yönelik korumacı adımları, Çin'in misilleme olarak Avrupa tarım ürünleri, lüks otomobiller ve kimyasallara yönelik engellemeleri tetiklemesine neden olabilir. Bu da özellikle Almanya ve Fransa gibi ihracat odaklı ekonomilerde işsizlik ve üretim düşüşü anlamına gelecek. Uzmanlar, AB'nin 'ekonomik güvenlik' kavramını öne sürerek Çin'e karşı söylemini sertleştirirken, aslında kendi sanayi tabanını korumaktan ziyade zarar verebileceğini vurguluyor.
Ancak alternatif bir yol da mevcut: Avrupa'nın Çin ile rekabet etmek yerine, işbirliğine yönelmesi. Çin'in dijital altyapı, yeşil teknoloji ve yapay zeka alanlarındaki ilerlemeleri, Avrupa firmaları için potansiyel bir ortaklık alanı sunuyor. Almanya Sanayi Federasyonu (BDI) raporlarına göre, AB ve Çin arasındaki teknoloji transferi ve ortak Ar-Ge projeleri, her iki tarafın da inovasyon kapasitesini artırabilir. Bu doğrultuda, AB'nin 'karbonsuzlaşma' hedefleri doğrultusunda Çin ile ortak projeler geliştirmesi, Avrupa'nın enerji dönüşümünü hızlandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması kapsamında olduğu için AB'nin Çin'e yönelik ticari önlemleri doğrudan Ankara'yı ilgilendiriyor. Türkiye'nin Çin ile ticaret hacmi 2023'te yaklaşık 45 milyar dolar olurken, bu hacmin büyük kısmını ithalat oluşturuyor. AB-Çin ticaret savaşının Türkiye'ye iki yönlü etkisi olabilir: Birincisi, Çin mallarının Avrupa'ya girişinin zorlaşması, Türkiye'nin üretim üssü olarak cazibesini artırabilir. İkincisi ise, Çin'in serbest kalan kapasitesini Türkiye gibi alternatif pazarlara yönlendirmesi, rekabeti kızıştırabilir. Türkiye'nin, AB ile Çin arasında bir denge politikası izleyerek kendi ticari çıkarlarını koruması kritik önem taşıyor. Ayrıca Türkiye, Çin'in 'Kuşak ve Yol' projesi ile AB'nin 'Küresel Geçit' girişimi arasında bir köprü rolü oynayabilir.