Umman, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nın güvenliği konusunda yaşanan anlaşmazlıklara çözüm ararken, binlerce kilometre uzaktaki Güneydoğu Asya'da bulunan Malakka Boğazı'nın yönetim modelini örnek almayı değerlendiriyor. Malakka Boğazı, Endonezya, Malezya ve Singapur arasında paylaşılan ve uluslararası deniz trafiğine açık olan bir su yoludur. Uzun yıllardır uygulanan iş birliği mekanizmaları sayesinde bölgede deniz güvenliği sağlanırken, ticaret akışı da kesintisiz devam etmektedir. Umman yönetimi, bu modelin Hürmüz Boğazı'na uyarlanabileceğini düşünüyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir nokta olup, İran ile ABD arasındaki gerilim nedeniyle sık sık gündeme gelmektedir.
Hürmüz Boğazı'nda Tarihsel Gerilim
Hürmüz Boğazı, İran'ın güney kıyıları ile Umman arasında yer alan ve Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan dar bir su yoludur. Boğazın en dar noktası sadece 33 kilometre genişliğindedir. İran, jeopolitik konumu nedeniyle boğazı defalarca kapatma tehdidinde bulunmuş, bu da küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açmıştır. ABD ise boğazın serbest geçişini sağlamak için sürekli askeri varlık bulundurmaktadır. Son yıllarda artan gerilim, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş, taraflar arasında bir dizi gerginlik yaşanmıştır. Umman, bu gerilimde arabulucu rolü oynamış ve diplomatik çözüm için çaba göstermiştir. Ancak kalıcı bir anlaşmaya varılamamıştır.
Umman Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkiliye göre, Malakka Boğazı modeli, tüm kıyıdaş ülkelerin egemenlik haklarını korurken uluslararası geçişi garanti altına almasıyla dikkat çekiyor. Malakka Boğazı'nda Endonezya, Malezya ve Singapur, 1977 yılında imzaladıkları bir anlaşma ile 'ortak yönetim' ilkesini benimsemiş ve kıyı devletlerinin iş birliğini amaçlayan bir mekanizma oluşturmuşlardır. Bu modelde, boğazın güvenliği ve çevre koruması için ortak fonlar kurulmuş, deniz trafiği düzenlenmiş ve kriz durumlarında iş birliği yapılması kararlaştırılmıştır. Umman, benzer bir yapının Hürmüz Boğazı'nda da uygulanabileceğini, İran'ın egemenlik kaygılarını giderirken ABD'nin güvenlik taleplerini de karşılayabileceğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Hürmüz Boğazı'nda barışçıl bir düzenleme, yalnızca bölgesel değil, küresel ekonomik istikrar için de hayati önem taşıyor. Dünya petrol arzının %20'si ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) önemli bir kısmı bu boğazdan geçmektedir. ABD'nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, geçmişte Hürmüz Boğazı'nda bir düzenlemenin ABD-İran ilişkilerinde yeni bir sayfa açabileceğini belirtmişti. Ancak bu görüş, özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel politikaları nedeniyle Washington'da sıcak karşılanmamıştı. Buna karşın, Malakka Boğazı modeli, çatışma yerine iş birliğini teşvik etmesi açısından alternatif bir vizyon sunuyor. Uzmanlar, Umman'ın bu girişiminin ABD ve İran tarafından nasıl karşılanacağını merakla bekliyor. Eğer iki ülke de bu modele sıcak bakarsa, Körfez'de yeni bir güvenlik mimarisi oluşturulabilir.
Ancak bu modelin uygulanması kolay olmayacak. İran, Hürmüz Boğazı'nda egemenlik haklarını devretmeye yanaşmazken, ABD de İran'ın bölgedeki etkisini sınırlamak istiyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer Körfez ülkelerinin de bu sürece dahil olması gerekiyor. Umman'ın arabuluculuğunda yapılacak müzakereler, tarafların birbirine güven duymasını gerektirecek. Yine de, Malakka Boğazı örneği, doğru adımlar atıldığında uzlaşmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Umman'ın bu vizyonu, bölgede umutları artırmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji arz güvenliği açısından Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Türkiye'nin petrol ve doğal gaz ithalatının önemli bir kısmı Basra Körfezi ülkelerinden sağlanmakta olup, boğazda yaşanacak bir kriz doğrudan enerji fiyatlarına ve tedarik zincirine yansıyacaktır. Umman'ın arabuluculuğu ve Malakka Boğazı modelinin gündeme gelmesi, Ankara'nın da desteklediği diplomatik çözüm süreçlerine katkı sağlayabilir. Türkiye'nin bu konuda aktif bir rol üstlenmesi, hem enerji güvenliğini garanti altına alması hem de bölgesel istikrara katkıda bulunması açısından önemli olacaktır. Ayrıca, Türkiye'nin deniz güvenliği ve arabuluculuk konusundaki deneyimi, bu tür modellerin uygulanmasında değerlendirilebilir.