ABD Başkanı Donald Trump'ın 'Önce Amerika' (America First) doktrini, göreve gelmesinden bu yana uluslararası ilişkilerde belirleyici bir unsur haline geldi. Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki müttefikler, bu politikayla yaşamayı öğrenmek zorunda kaldı. Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayland gibi ülkeler, ABD'nin daha öngörülemez ve çıkar odaklı politikalarına rağmen, Çin'in yükselişi karşısında Washington ile ilişkilerini stratejik bir şekilde yeniden kalibre ediyor. Bu süreç, bölgedeki güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesine ve ABD'nin geleneksel müttefiklik anlayışının evrilmesine yol açıyor.
Asya'nın Trump'a Uyum Stratejileri
Trump yönetiminin 'Önce Amerika' politikası, özellikle ticaret ve güvenlik alanlarında Asyalı müttefikler üzerinde baskı oluşturdu. Japonya, ABD'nin ticaret açığını kapatma talepleriyle karşı karşıya kalırken, Güney Kore Savunma Bakanlığı, ABD ile yapılan askeri tatbikatların maliyet paylaşımı konusunda yoğun müzakereler yürüttü. Filipinler ise Başkan Rodrigo Duterte döneminde Çin'e daha yakın bir çizgi benimserken, ABD ile askeri anlaşmalarını askıya almıştı. Ancak devlet başkanlığı seçimlerinin ardından Filipinler, Yeni Zelanda ve Avustralya ile birlikte ABD ile askeri iş birliğini canlandırma sinyali verdi.
Uzmanlar, Asya ülkelerinin 'America First' altında izlediği uyum stratejisini 'stratejik dayanıklılık' olarak nitelendiriyor. Bu ülkeler, ABD'nin güvenlik garantilerine olan bağımlılıklarını azaltmadan, ekonomik ve diplomatik açılardan Çin ile ilişkilerini çeşitlendiriyor. Örneğin, Japonya hem ABD ile savunma iş birliğini derinleştiriyor hem de bölgesel ticaret anlaşmaları olan RCEP ve CPTPP'ye katılım göstererek ekonomik alanda alternatifler yaratıyor. Güney Kore ise Kuzey Kore ile yürütülen diplomtik girişimlerde ABD'nin etkisini dengelemek için Çin ve Rusya ile iletişim hatlarını açık tutmayı tercih ediyor.
Bölgesel Güç Dengeleri ve 'Quartet' Yaklaşımı
Trump'ın Asya'daki 'Önce Amerika' yaklaşımı, bölgesel güç dengesini de etkiliyor. ABD, Çin'in bölgede artan askeri ve ekonomik nüfuzuna karşı 'Hint-Pasifik' stratejisi çerçevesinde Japonya, Hindistan ve Avustralya ile yakın iş birliği içinde. Bu dört ülke, gayri resmi 'Quad' grubu olarak anılıyor ve deniz güvenliği, altyapı yatırımları ve teknoloji transferi gibi alanlarda Çin'in 'Kuşak ve Yol' girişimine karşı alternatif bir çerçeve sunuyor.
Ancak ('America First' yaklaşımı, müttefiklerin ABD'ye olan güvenini de aşındırıyor. Asyalı liderler, Washington'un hedeflerinin geleneksel müttefiklik anlayışından farklı olduğunun farkında; çünkü bu politika, ticaret ve güvenlik konularında koşullu iş birliğini teşvik ediyor. Bu durum, bölgedeki ülkelerin savunma harcamalarını artırma ve kendi savunma sanayilerini geliştirme yönünde adımlar atmasına neden oluyor. Örneğin, Güney Kore'nin kendi savaş gemisi ve uçak geliştirme projeleri, Japonya'nın savunma bütçesini artırma kararı, bağımsız savunma kapasitelerine yaptıkları yatırımları gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin kendi dış politika tercihleri açısından önemli ipuçları içeriyor. ABD'nin (özellikle Trump yönetimindeki) müttefiklere yönelik bu pragmatik yaklaşımı, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi alımı sonrası yaşadığı yaptırım ve F-35 programından çıkarılma süreçleriyle örtüşüyor. Türkiye, tıpkı Asyalı müttefikler gibi, ABD ve Çin arasındaki jeopolitik rekabette denge politikası izleme zorunluluğu hissediyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin hem NATO içindeki yükümlülüklerini sürdürmesi hem de Çin ve Rusya ile iş birliği kapasitesini koruması, benzer bir 'stratejik dayanıklılık' örneği olarak değerlendirilebilir. Ankara'nın bölgesel ve küresel düzeyde giderek artan bağımsız dış politika refleksleri de bu tabloyu desteklemektedir.