Dünya genelinde artan sıcaklıklar, artık yalnızca bir iklim sorunu olmanın ötesine geçerek doğrudan bir halk sağlığı krizine dönüşmüş durumda. Uzmanlar, aşırı sıcakların etkilerinin ülkeden ülkeye, hatta şehirden şehre büyük farklılıklar gösterdiğini ve bu nedenle yerel düzeyde toplanan verilerin krize karşı etkili çözümler geliştirilmesi için hayati önem taşıdığını belirtiyor. Climate Home News’te yayımlanan bir analize göre, aşırı sıcak hava dalgaları, özellikle savunmasız gruplar üzerinde orantısız bir etki yaratırken, bu grupları hedef alan veri odaklı müdahaleler binlerce hayatı kurtarma potansiyeline sahip.
Küresel bir tehdit: Aşırı sıcaklar ve halk sağlığı
İklim değişikliğinin en somut etkilerinden biri olan aşırı sıcak hava dalgaları, dünya genelinde her yıl on binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 1998-2017 arasında aşırı sıcaklara bağlı 166 bin ölüm kaydedildi; bu sayı sonraki yıllarda daha da arttı. Özellikle Avrupa’da 2003, 2010 ve 2022 yazları yaşanan sıcak hava dalgaları, binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. ABD’de ise sıcak çarpması, kalp krizi ve solunum yolu hastalıkları gibi nedenlerle her yıl ortalama 1.300 kişi ölüyor.
Uzmanlar, aşırı sıcakların etkisinin yalnızca ölümlerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda iş gücü kaybı, tarımsal verim düşüşü, enerji talebinde ani artışlar ve sağlık sistemleri üzerinde yarattığı baskıyla da ekonomik maliyeti yüksek bir kriz olduğunu vurguluyor. Bu nedenle, krizle başa çıkmak için küresel bir eylem planı değil, yerel koşullara uyarlanmış esnek stratejiler gerekiyor.
Yerel verilerin gücü: Hedefli müdahale mümkün
Yerel iklim verileri, nüfus yoğunluğu, altyapı, yeşil alanlar, binaların ısı yalıtımı ve sağlık hizmetlerine erişim gibi faktörleri bir arada değerlendirerek hangi bölgelerin ve hangi grupların daha fazla risk altında olduğunu ortaya koyabiliyor. Örneğin, şehir merkezlerinde betonlaşma nedeniyle oluşan ısı adası etkisi, kırsal alanlara göre sıcaklığı 5-7 derece artırabiliyor. Düşük gelirli mahallelerde ise yeşil alan eksikliği, yetersiz havalandırma ve klimalara erişim zorluğu gibi nedenlerle ölüm riski daha yüksek.
Dünyanın farklı bölgelerinden başarılı örnekler mevcut. İtalya’nın Bologna şehri, yerel sıcaklık sensörleri ve sağlık verilerini entegre ederek, 65 yaş üstü bireylere sıcak hava uyarıları ve serinleme merkezlerine yönlendirme yapan bir sistem kurdu. Hindistan’ın Ahmedabad kentinde ise 2013’te uygulamaya konulan Sıcak Hava Eylem Planı (AHAP) kapsamında, erken uyarı sistemi, halkı bilgilendirme kampanyaları ve hastanelerde sıcak çarpması tedavisi protokolleri sayesinde sıcak hava ölümlerinin yıllık ortalamasının yarıya indiği raporlandı.
Uzmanlar, bu tür müdahalelerin başarısının büyük ölçüde veri kalitesine ve yerel yönetimlerin bu verileri kullanma kapasitesine bağlı olduğunu belirtiyor. Ancak gelişmekte olan ülkelerde meteorolojik istasyon ağlarının yetersizliği, sağlık kayıtlarının zayıflığı ve kurumlar arası iş birliğinin eksikliği gibi sorunlar, etkili eylem planlarının hayata geçirilmesini engelliyor. Bu noktada, uluslararası iklim finansmanının ve teknik yardımın kritik bir rol oynadığına dikkat çekiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz havzasında yer alan ve iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasında sayılıyor. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklık dalgaları, büyük şehirlerde yaşayan yaşlılar, kronik hastalar ve açık alanda çalışan işçiler gibi hassas gruplar için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Yerel veriye dayalı erken uyarı sistemleri ve kentsel ısı adası etkisini azaltmaya yönelik politikalar, Türkiye’de de hayat kurtarabilir. Ancak mevcut durumda, aşırı sıcaklara yönelik kapsamlı bir ulusal eylem planının bulunmaması, Türkiye’yi küresel krize karşı daha kırılgan hale getiriyor. Belediyelerin yerel iklim verilerini toplama ve kullanma kapasitesinin artırılması, sağlık sisteminin sıcak dalgalarına hazırlıklı olması ve kamuoyu bilincinin geliştirilmesi, acil atılması gereken adımlar arasında.