Avrupa genelinde aşırı sağ partiler, artan yaşam maliyeti ve savunma harcamalarına yönelik halk desteğinin azalmasını fırsat bilerek yükselişe geçti. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Rusya tehdidine karşı silahlanma ve savunma kapasitesini artırma çabalarını tehdit ediyor. Özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi kilit ülkelerde anketlerde ivme kazanan aşırı sağ partiler, Ukrayna'ya verilen desteğe ve askeri harcamalara şüpheyle yaklaşıyor.
Yükselişin arka planı
Avrupa'da aşırı sağ partilerin yükselişi yeni bir olgu değil; ancak son dönemde ekonomik sıkıntılar ve güvenlik endişeleri bu partilere daha geniş bir taban kazandırdı. Pandemi sonrası enflasyon dalgası, enerji krizi ve Ukrayna savaşının getirdiği mali yük, dar gelirli seçmenleri alternatif arayışlara itti. Aşırı sağ partiler, savunma harcamalarının artırılması yerine sosyal refah ve ekonomik destek programlarına öncelik verilmesi çağrısı yaparak bu seçmen kitlesini kazanıyor.
Örneğin, Almanya'da Alternative für Deutschland (AfD), göç karşıtı söyleminin yanı sıra Ukrayna'ya silah yardımına karşı çıkıyor ve savunma bütçesinin artırılmasına şüpheyle bakıyor. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik partisi, NATO'dan çıkış ve Avrupa ordusuna mesafeli duruşuyla biliniyor. İtalya'da ise Giorgia Meloni hükümeti her ne kadar AB yanlısı bir çizgi izlese de koalisyon ortakları arasında Rusya'ya yönelik yaptırımlara karşı çıkan sesler var. Bu partilerin ortak noktası, savunma harcamalarının halkın ekonomik refahını tehdit ettiği argümanı.
Avrupa Birliği, Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana savunma harcamalarını artırma ve ortak savunma kapasitesini güçlendirme yönünde adımlar attı. Ancak üye ülkeler arasında savunma harcamalarının finansmanı konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Bazı ülkeler ortak borçlanma ile savunma yatırımlarının finanse edilmesini savunurken, özellikle kuzey ülkeleri bütçe disiplini konusunda endişeli. Aşırı sağın yükselişi, bu tartışmaları daha da karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Aşırı sağ partilerin savunma harcamalarına yönelik artan muhalefeti, sadece Avrupa'nın iç dinamiklerini değil, transatlantik ilişkileri de etkiliyor. ABD, Avrupa'nın savunma yükünü daha fazla paylaşması konusunda ısrarcı. Ancak Avrupa'da yükselen aşırı sağ, bu talebe karşı direnç gösteriyor. Özellikle Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesi durumunda NATO'ya yönelik tutumunun belirsizliği, Avrupa'yı kendi savunmasını güçlendirmeye itiyor. Fakat aşırı sağın yükselişi, bu çabaları sekteye uğratabilir.
Ukrayna'ya verilen destek de tehlikeye girebilir. Aşırı sağ partiler, Ukrayna'ya askeri yardımın sonlandırılması veya müzakere yoluna gidilmesi çağrısı yapıyor. Bu durum, Rusya'nın lehine bir jeopolitik denge yaratabilir. Avrupa'nın enerji güvenliği ve göç politikaları da aşırı sağın etkisiyle daha içe dönük hale gelebilir.
Avrupa Birliği'nin genişleme politikası ve komşuluk ilişkileri de bu dalgadan etkilenebilir. Aşırı sağ, genellikle AB'nin genişlemesine ve göçe karşı çıkıyor. Bu da Batı Balkanlar ve Doğu Ortaklığı ülkeleriyle ilişkileri zayıflatabilir. Ayrıca, aşırı sağın yükselişi, AB içinde karar alma süreçlerini yavaşlatabilir ve ortak dış politika oluşturmayı zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da aşırı sağın yükselişi ve savunma harcamalarına yönelik artan muhalefet, Türkiye'nin AB ile ilişkilerini ve bölgesel güvenlik dengelerini yakından ilgilendiriyor. Aşırı sağ partilerin güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve göç mutabakatına yönelik tutumları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Avrupa'nın savunma kapasitesindeki zayıflama, NATO içindeki dengeyi değiştirebilir ve Türkiye'nin güvenlik algılamalarını etkileyebilir. Türkiye, savunma sanayii ve enerji güvenliği konularında Avrupa ile işbirliğini sürdürmek isteyecektir; ancak siyasi dalgalanmalar bu işbirliğini zorlaştırabilir. Rusya-Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü üstlenen Türkiye, Avrupa'daki siyasi değişimleri dikkatle izlemeli.