Arjantin'de adli antropologlar, ülkenin son askeri diktatörlüğü (1976-1983) döneminde işlenen insan hakları ihlallerinin kurbanlarından en az 38'inin kimliğini tespit etti. Buenos Aires'teki Adli Antropoloji Ekibi (EAAF) tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda, 'Kirli Savaş' olarak bilinen dönemde kaybolan ve öldürülen kişilerin kalıntılarına ait kimlik bilgileri ailelerle paylaşılmaya başlandı. Bu gelişme, onlarca yıldır kayıp yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışan aileler için önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Kirli Savaş'ın karanlık bilançosu
Arjantin'de 1976-1983 yılları arasında iktidarda olan askeri cunta döneminde, tahminlere göre 30 bin kişi 'kayboldu' veya öldürüldü. İnsan hakları örgütleri, bu dönemde binlerce kişinin zorla kaybedildiğini, işkence gördüğünü ve toplu mezarlara gömüldüğünü belirtiyor. EAAF, 1984 yılından bu yana ülke genelinde ve Latin Amerika'nın farklı bölgelerinde toplu mezarlardan çıkarılan kalıntıları inceleyerek kimlik tespiti yapıyor. Son açıklanan 38 kimlik, bu uzun soluklu çalışmanın bir parçası. Ekip, şimdiye kadar binlerce kalıntıyı inceleyip yüzlerce kişinin kimliğini belirledi. Ancak kayıp sayısının çokluğu nedeniyle süreç yavaş ilerliyor.
Kimlik tespiti, yalnızca ailelere acılarını dindirme değil, aynı zamanda adalet arayışına da katkı sağlıyor. Zira kimliği belirlenen kurbanlar, dönemin sorumlularının yargılanması için delil teşkil edebiliyor. Arjantin'de 1980'lerde çıkarılan af yasaları daha sonra iptal edilmiş ve cunta dönemi yetkilileri hakkında davalar açılmıştı. Ancak yıllar içinde birçok dava zamanaşımı veya delil yetersizliği nedeniyle sonuçsuz kaldı. Yeni kimlik tespitleri, bu davalara yeni bir ivme kazandırabilir.
Adli antropolojinin rolü ve uluslararası yankıları
EAAF, dünyada adli antropoloji alanında öncü kurumlardan biri. Kurulduğu günden bu yana Meksika, Guatemala, Kolombiya, Irak, Bosna-Hersek ve Güney Afrika gibi birçok ülkede benzer çalışmalar yürüttü. Ekip, DNA analizi ve kemik incelemeleriyle kimlik tespiti yapıyor. Arjantin örneği, geçmişle yüzleşme ve kayıpları arama konusunda uluslararası alanda bir model olarak gösteriliyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arjantin'in bu konudaki deneyimini diğer ülkelere örnek gösteriyor. Son kimlik tespitleri, Latin Amerika'da hâlâ devam eden kayıp kişiler sorununa da dikkat çekiyor. Özellikle Meksika ve Kolombiya'da binlerce kişi kayıp durumda ve aileleri akıbetlerini öğrenmeyi bekliyor.
Arjantin'de kimlik tespiti çalışmaları, toplumsal hafıza açısından da kritik. Kayıp yakınları, yıllardır 'Kayıpların Anneleri' ve 'Kayıpların Büyükanneleri' gibi örgütler aracılığıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu örgütler, torunlarının kimliklerini bulmak için DNA bankaları oluşturdu. Son gelişme, bu çabaların meyvesi olarak görülüyor. Ancak hâlâ binlerce aile, yakınlarının kalıntılarına ulaşamadı. EAAF, önümüzdeki yıllarda daha fazla kimlik tespiti yapmayı hedefliyor, ancak kaynak ve uzman sıkıntısı yaşanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Arjantin'deki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, geçmişle yüzleşme ve kayıpların akıbetini aydınlatma konusunda evrensel bir önem taşıyor. Türkiye, kendi tarihinde benzer acıları yaşamış bir ülke olarak, adli antropoloji ve DNA tabanlı kimlik tespiti yöntemlerinin insan hakları ihlallerinde nasıl kullanılabileceğini yakından takip edebilir. Ayrıca Latin Amerika'daki bu tür süreçler, uluslararası insan hakları normlarının güçlenmesine katkı sağlıyor; bu da Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde önem taşıyor. Bölgesel istikrar açısından ise Arjantin'deki adalet arayışı, Latin Amerika'da demokratikleşme süreçlerine olumlu yansıyabilir.