İsrail, üç ayda dördüncü kez genel seçimlere gidiyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, otuz yıldır şekillendirdiği ve domine ettiği İsrail siyasetinde, yolsuzluk davaları ve parçalanmış sağ seçmen tabanına rağmen rakiplerini savunma pozisyonuna iterek siyasi kariyerinin en büyük hamlesini yapmaya hazırlanıyor. Salı günü yapılacak seçimler, ülkenin siyasi çıkmazını aşma umudunu taşıyor ancak anketler yeni bir kilitlenme olasılığını da beraberinde getiriyor.
Üç On Yıllık Hakimiyet ve Bölünmüş Sağ
Netanyahu, 1996-1999 ve 2009'dan bu yana olmak üzere toplamda on beş yıldan fazla başbakanlık yaparak İsrail'in en uzun süre görev yapan lideri konumunda. Ancak son dönemde kendisine yönelik yolsuzluk suçlamaları, özellikle sağ seçmen tabanında ciddi bir aşınmaya neden oldu. Eski müttefiki Gideon Sa'ar'ın ayrılarak Yeni Umut partisini kurması, sağın oylarını böldü. Netanyahu, bu bölünmüşlüğü aşmak için milliyetçi ve dindar seçmene hitap eden sert söylemlerle kampanya yürütüyor. Rakiplerini 'solcu' ve 'zayıf' olmakla suçlayarak, kendisini İsrail'in güvenliği için tek güvence olarak sunuyor.
Seçim kampanyasının merkezinde Netanyahu'nun kişisel iktidarını koruma çabası yatıyor. Yolsuzluk davalarında yargılanan Netanyahu, başbakanlığı bırakması halinde dokunulmazlığını kaybedebilecek ve mahkumiyet riskiyle karşılaşabilecek. Bu nedenle seçim sonuçları sadece İsrail'in siyasi geleceğini değil, aynı zamanda Netanyahu'nun kişisel özgürlüğünü de belirleyecek. Muhalefet lideri Yair Lapid ise Netanyahu'nun yargı sürecinden kaçmak için seçimleri araçsallaştırdığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail'deki siyasi istikrarsızlık, Orta Doğu'nun kırılgan dengeleri açısından da kritik. Netanyahu'nun İran nükleer anlaşmasına yönelik sert tutumu, ABD yönetimiyle zaman zaman gerilim yaratırken, son dönemde Körfez ülkeleriyle imzalanan İbrahim Anlaşmaları bölgesel dinamikleri değiştirdi. Seçim sonrası kurulacak hükümetin Filistin meselesine yaklaşımı, Avrupa Birliği ve ABD'nin Orta Doğu politikalarını doğrudan etkileyecek. Özellikle Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri ve Gazze'ye yönelik politikalar, uluslararası toplumun tepkisini çekmeye devam ediyor.
Netanyahu'nun seçim kampanyasında dış politika kartını yoğun şekilde kullanması dikkat çekiyor. Yakın zamanda BAE ve Bahreyn ile ilişkilerin normalleşmesini sağlayan anlaşmaları sahiplenerek, kendisini İsrail'in uluslararası alandaki itibarını artıran lider olarak pazarlıyor. Ancak Filistin sorununun çözümsüzlüğü ve insan hakları örgütlerinin İsrail'i apartheid rejimi olarak nitelendiren raporları, ülkenin uluslararası imajını zedeliyor. Seçim sonuçları, İsrail'in Batılı müttefikleriyle ilişkilerinin seyrini de belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Netanyahu liderliğindeki bir hükümet, Türkiye ile ilişkilerde mevcut gerginliği sürdürme eğiliminde olabilir. Ancak son dönemde iki ülke arasında yaşanan yumuşama sinyalleri ve enerji işbirliği olasılığı, seçim sonrası dönemde ilişkilerin seyrini etkileyebilir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde İsrail ile işbirliğine sıcak bakıyor. Ayrıca Filistin meselesinde Türkiye'nin duyarlılığı, yeni hükümetin politikalarına bağlı olarak ikili ilişkilerde belirleyici olacak. İstikrarsız bir İsrail hükümeti, bölgesel işbirliklerini zorlaştırabilir.