İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi, İran'ın yurtdışındaki dondurulmuş varlıklarının kullanılmasına yönelik girişimlere sert tepki göstererek, bunun uluslararası ilişkilerde "yangına körükle gitmek" anlamına geleceğini ve geri dönüşü olmayan tehlikeli bir emsal oluşturacağını söyledi. Orta Doğu merkezli haber sitesi Middle East Eye'ın canlı blogunda yer alan açıklamada Arakçi, bu tür adımların uluslararası hukuku hiçe saymak olduğunu ve ülkeler arasındaki güveni temelinden sarstığını vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı: Dondurulmuş Varlıklar ve Uluslararası Hukuk
İran'ın dondurulmuş varlıkları, uzun yıllardır ABD ve diğer Batılı ülkelerin uyguladığı ekonomik yaptırımların bir sonucu olarak çeşitli banka hesaplarında tutuluyor. Bu varlıkların büyük bir kısmı, İran'ın nükleer programı konusundaki uluslararası anlaşmazlıklar döneminde dondurulmuştu. 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) sonrasında bir kısmı serbest bırakılsa da, özellikle 2018'de ABD'nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden uyguladığı yaptırımlar sonrasında İran'ın birçok varlığı yeniden donduruldu ya da erişime kapatıldı.
Arakçi'nin bu açıklaması, son günlerde bazı Batılı ülkelerin ve uluslararası mahkemelerin İran'ın dondurulmuş varlıklarını farklı amaçlarla kullanma yönündeki girişimlerine karşı bir uyarı niteliği taşıyor. İranlı yetkililer, bu tür adımların, devletlerin egemen eşitliği ve diplomatik dokunulmazlık ilkelerini ihlal ettiğini savunuyor. Dışişleri Bakanı, bu konunun sadece İran'ı ilgilendirmediğini, aynı zamanda tüm gelişmekte olan ülkelerin uluslararası finansal sistem içindeki güvenliğini tehdit ettiğini dile getirdi.
Tahran yönetimi, daha önce de benzer konularda uluslararası hukuk mekanizmalarına başvurmuş ve haklarını arayacağını duyurmuştu. Ancak Arakçi'nin bugünkü açıklamaları, bu konunun İran dış politikasında ne kadar öncelikli olduğunu gösteriyor. Bakan, dondurulmuş varlıklara el konulmasının, devletler arasında karşılıklı güveni ortadan kaldıracağını ve her ülkenin bir başka ülkenin varlıklarına benzer şekilde müdahale edebileceği bir ortam yaratacağını belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yaptırımların Dönüşümü ve İran'ın Tutumu
Bu gelişme, İran-ABD geriliminin devam ettiği bir dönemde yaşanıyor. Son aylarda, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmeler sürerken, nükleer müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik farklı sinyaller geliyor. Ancak dondurulmuş varlıklar konusu, bu görüşmelerin en hassas başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Tahran, ekonomisini ciddi şekilde etkileyen yaptırımların kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması için müzakere masasında elini güçlendirmeye çalışıyor.
Bölgesel açıdan bakıldığında, İran'ın varlıklarına yönelik herhangi bir müdahale, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyebilir. İran'ın yakın zamanda Venezuela ile yaptığı benzer bir takas anlaşması, ülkenin alternatif finansal yollar aradığını gösteriyor. Ayrıca, Çin ve Rusya gibi ülkelerle kurduğu yeni ekonomik ortaklıklar, İran'ın Batılı finansal sistemlere olan bağımlılığını azaltma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, Arakçi'nin bu açıklamasının, aynı zamanda İran'ın uluslararası hukuk normlarını vurgulayarak diplomatik meşruiyet kazanma stratejisinin bir parçası olabileceğini ifade ediyor. İran, özellikle Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) ABD'ye karşı açtığı davalarla, hukuki yollara başvurarak kendi konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Bu bağlamda, dondurulmuş varlıklar konusundaki bu sert uyarı, yalnızca bir diplomatik nota değil, aynı zamanda Tahran'ın uluslararası platformlardaki mücadelesinin bir yansıması olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile derin ekonomik ve ticari ilişkilere sahip bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından takip ediyor. İran'ın dondurulmuş varlıklarına el konulması, Ankara-Tahran arasındaki enerji ticaretini ve karşılıklı yatırımları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin de benzer şekilde uluslararası yaptırımlar ve dondurulmuş varlıklar konusunda yaşadığı deneyimler göz önüne alındığında, Tahran'ın bu uyarısı, Ankara'nın da uluslararası hukukun üstünlüğüne verdiği önemle örtüşüyor. Türk yetkililer, dolaylı olarak bu tür uygulamaların küresel ticareti ve bölgesel istikrarı tehdit ettiğini savunuyor. Bu nedenle, Türkiye'nin İran'ın bu konudaki hassasiyetini anlayışla karşılaması ve iki ülke arasındaki diyaloğun bu tür sorunların çözümünde önemli bir rol oynaması bekleniyor.