Güney Afrika'nın Cape Town kenti, dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak bilinir; ancak bu güzelliğin ardında, apartheid rejiminin çöküşünün üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen hâlâ derin toplumsal yaralar taşıyan bir kent yatıyor. New York Times muhabiri John Eligon, kentin iki farklı bölgesi arasında yaptığı yaklaşık 10 kilometrelik (6 mil) yürüyüşle, bu ayrımcılık mirasının Cape Town'u hâlâ nasıl böldüğünü gözler önüne seriyor. Bu yürüyüş, sadece fiziksel bir mesafeyi değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal uçurumları da temsil ediyor. 1994'te demokrasiye geçişin ardından apartheid yasaları kaldırılmış olsa da, bu yasaların şehir üzerinde bıraktığı mekânsal ve toplumsal izler silinmiş değil.
Apartheid’in Mekânsal Mirası
Cape Town, apartheid döneminde uygulanan Grup Bölgeleri Yasası ile ırklara göre ayrılmış mahallelere bölünmüştü. Bu yasa, beyaz azınlığın şehrin en verimli ve manzaralı bölgelerinde yaşamasını sağlarken, siyah ve renkli toplulukların şehrin kenarlarına, verimli topraklardan uzak bölgelere sürülmesine neden oldu. Günümüzde hâlâ geçerli olan bu mekânsal ayrım, Cape Town'un silikon vadisi olarak bilinen teknoloji merkezi Century City gibi zengin bölgelerle, Langa, Gugulethu ve Khayelitsha gibi yoksul kasabalar arasındaki uçurumu keskinleştiriyor. John Eligon'un yürüyüşü de bu iki farklı dünyayı birbirine bağlayan sınırları takip etti.
Eligon'un rotası, zengin ve modern bir banliyö olan Century City'nin hemen yanındaki bir kasabadan başladı. Bu kasaba, apartheid döneminde sadece beyazlara ayrılmış bir bölgenin hemen dışında, siyahların yaşadığı bir yerleşim olarak kurulmuştu. Yürüyüş boyunca, bir tarafında lüks siteler, alışveriş merkezleri ve golf sahaları, diğer tarafında ise gecekondu mahalleleri, işsizlik ve yoksulluk kol geziyor. Yol boyunca karşılaştığı insanların ifadeleri, bu ayrımın sadece fiziksel değil, zihinsel bir duvar olarak da varlığını sürdürdüğünü gösteriyor.
Sosyal ve Ekonomik Uçurum
Yürüyüş, Cape Town'un iki yüzünü gözler önüne seriyor. Bir tarafta, küresel yatırımların çektiği, kafelerle, ofislerle dolu, canlı bir ekonomik merkez; diğer tarafta, işsizliğin %40'ları bulduğu, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı olduğu kasabalar. Bu durum, apartheid karşıtı mücadelenin simge isimlerinden Nelson Mandela'nın 'özgürlük' hayalinin hâlâ tam anlamıyla gerçekleşmediğini gösteriyor. Özellikle genç nüfus arasında artan hayal kırıklığı ve umutsuzluk, toplumsal huzursuzluğun fitilini ateşliyor.
Güney Afrika'daki eşitsizlik, dünya genelinde en yüksek Gini katsayısına sahip ülkelerden biri olmasına yol açıyor. Cape Town bu eşitsizliğin en somut örneklerinden birini sunuyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, suç oranları ve uyuşturucu bağımlılığı gibi sorunlar, bu ayrımın bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Uzmanlar, apartheid döneminde yapılan planlı ayrımın ekonomik fırsatları da ırk temelinde bölüştürdüğünü ve bunun bugün hâlâ etkisini sürdürdüğünü vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Cape Town'daki bu ayrım, yalnızca Güney Afrika'nın değil, dünya genelinde benzer yapısal eşitsizliklerle boğuşan toplumların da bir aynası konumunda. Küreselleşmenin getirdiği ekonomik fırsatlar, çoğu zaman zaten avantajlı olan kesimlere yarar sağlarken, yoksul mahallelerdeki insanlar bu fırsatlardan mahrum kalıyor. Bu durum, dünya genelinde artan gelir uçurumu ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarına da ışık tutuyor. Güney Afrika'nın deneyimi, geçmişten gelen yapısal adaletsizliklerin üstesinden gelinmeden sürdürülebilir kalkınmanın sağlanamayacağını gösteriyor.
Küresel ölçekte bu tür ayrımcılık mirası, uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin de dikkatini çekiyor. Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer alan eşitsizliklerin azaltılması hedefi, bu tür yapısal sorunların çözümünü amaçlıyor. Ancak Cape Town gibi şehirler, bu hedeflere ulaşmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Zira sorunun kökleri, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bellekte yatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki bu mekânsal ve toplumsal ayrımın Türkiye'ye doğrudan bir yansıması bulunmamakla birlikte, küresel eşitsizlik ve adaletsizlik konularındaki tartışmalar, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler için önemli dersler içeriyor. Türkiye, son yıllarda kentsel dönüşüm ve büyük altyapı projeleriyle şehirlerini yeniden şekillendirirken, bu tür dönüşümlerin toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmemesi gerektiği konusunda dikkatli olmalı. Ayrıca, Türkiye'nin Afrika kıtasıyla artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri, Güney Afrika'daki bu tür sosyal sorunların bölgesel istikrarı etkileyebileceğini göz önünde bulundurmayı gerektiriyor. Dolayısıyla, bu haber sadece Cape Town'un sorunlarını değil, benzer yapısal sorunlarla mücadele eden ülkeler için evrensel bir ders niteliği taşıyor.