New York Temsilcisi Alexandria Ocasio-Cortez, kendisinin ve ilerici hareketin geçmişteki "Woke 1" dönemine yönelik eleştirilere gülümseyerek yaklaşıyor. Ancak bu gülümseme, siyasi geleceğini şekillendirmek için geçmişinden bilinçli olarak uzaklaştığı bir stratejinin parçası. 2028 başkanlık seçimleri için adı geçen isimlerden biri olarak, Ocasio-Cortez'in son dönemdeki söylemleri ve tavırları, Demokrat Parti içindeki ilerici kanadın geleceği ve ülke siyasetindeki güç dengeleri açısından kritik önem taşıyor. Bu yazıda, Ocasio-Cortez'in "Woke 1" olarak adlandırılan geçmişine nasıl yaklaştığını, bu değişimin arkasındaki dinamikleri ve bunun küresel ve Türkiye açısından yansımalarını ele alıyoruz.
Gelişmenin Arka Planı: 'Woke 1' Nedir ve Neden Önemli?
"Woke 1" terimi, özellikle 2016-2020 yılları arasında yükselen ve toplumsal cinsiyet, ırk, iklim değişikliği gibi konularda radikal söylemleri içeren ilerici aktivizm dalgasını tanımlamak için kullanılıyor. Ocasio-Cortez, 2018'deki sürpriz zaferinden bu yana bu hareketin en görünür yüzlerinden biri oldu. Ancak son dönemde, özellikle 2024 seçimlerindeki başarısızlığın ardından, Demokrat Parti içinde "woke" politikaların seçmen nezdinde karşılık bulmadığına dair güçlü bir tartışma var. Ocasio-Cortez'in bu tartışmaya verdiği yanıt, geçmişteki bazı söylemlerinden uzaklaşmak ve daha merkezci bir çizgiye yönelmek oldu.
Axios'un raporuna göre Ocasio-Cortez, "Woke 1" eleştirilerine kahkaha atarak yanıt veriyor ve bu tutumu, siyasi olgunluğunun bir göstergesi olarak sunuluyor. New York Times'ta yayınlanan bir analiz ise bu duruşun, onun 2028 başkanlık adaylığı için zemin hazırlama çabası olduğunu öne sürüyor. Ocasio-Cortez'in son açıklamalarında, işçi sınıfı ekonomisi, sağlık hizmetleri ve iklim konularında daha somut ve geniş kitlelere hitap eden bir dil kullanması, bu stratejinin somut göstergeleri arasında.
Kendisi geçtiğimiz ay yaptığı bir konuşmada, "Benim için önemli olan, 2018'deki gibi haykırmak değil, 2028'de kazanmak" diyerek bu değişimin sinyalini vermişti. Bu söylem, partisinin içindeki genç ve ilerici seçmenlerde hayal kırıklığı yaratırken, genel seçmen nezdinde olumlu karşılanıyor. Zira son anketler, Ocasio-Cortez'in ulusal çaptaki popülaritesinin, aşırı ilerici söylemlerinden uzaklaştıkça arttığını gösteriyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut: ABD Siyasetinde İlerici Dalganın Dönüşümü
Ocasio-Cortez'in bu tutum değişikliği, yalnızca ABD iç siyasetini değil, küresel ölçekte ilerici hareketleri de etkiliyor. Avrupa'da da benzer bir eğilim var; İspanya'daki Podemos, İngiltere'deki eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ve Almanya'daki Sol Parti, benzer tartışmalar yaşıyor. İlerici partilerin seçim başarısızlıkları sonrası "daha pragmatik" bir çizgiye yönelme zorunluluğu, Ocasio-Cortez'in bu hamlesini küresel bir bağlama oturtuyor.
Bu durum, özellikle iklim değişikliği ve gelir eşitsizliği gibi küresel sorunların çözümünde ilerici hareketlerin etkisini zayıflatabilir. Ancak diğer yandan, Ocasio-Cortez'in bu değişimi, ilerici politikaların ana akım siyasette daha fazla kabul görmesi için bir fırsat olarak da görülebilir. Örneğin, iklim konusundaki "Yeşil Yeni Anlaşma" (Green New Deal) önerisi, ilk ortaya atıldığında radikal bulunuyordu; ancak bugün benzer fikirler ABD'nin iklim politikasında daha geniş kabul görüyor. Ocasio-Cortez'in daha ölçülü bir dille bu politikaları savunması, bunların hayata geçirilme şansını artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir dış politika değişikliği olmasa da, ABD'nin iç siyasetindeki bu dönüşümün Türkiye'ye dolaylı etkileri bulunuyor. ABD'de ilerici hareketin güç kaybetmesi veya pragmatik bir çizgiye evrilmesi, Amerikan dış politikasının şekillenmesinde belirleyici olabilir. Özellikle insan hakları, demokrasi ve Suriye politikaları gibi konularda ilerici kanadın görüşleri, Türkiye-ABD ilişkilerinde zaman zaman gerginlik kaynağı olabiliyor. Ocasio-Cortez gibi isimlerin daha merkezi bir çizgiye yönelmesi, bu konularda daha esnek bir Amerikan dış politikasının önünü açabilir. Ancak bu, Türkiye'nin aleyhine işleyen bazı yaptırım veya eleştirilerin azalacağı anlamına gelmemeli; zira ABD dış politikası çok sayıda aktör ve çıkarın etkileşimiyle şekilleniyor.