KFF tarafından yapılan yeni bir ankete göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 66'sı, yaygın olarak 'Medicare for All' (Herkes için Medicare) olarak bilinen tek ödemeli ulusal sağlık sigortası sistemini destekliyor. Bu oran, ilerici kanadın sağlık reformu tartışmasındaki üstünlüğünü ortaya koyuyor. Anket, Amerikan kamuoyunun sağlık hizmetlerine erişim ve maliyet konusundaki hassasiyetini yansıtırken, siyasi yelpazenin genelinde artan bir desteğe işaret ediyor.
Sağlık Reformu Tartışmasının Arka Planı
ABD'de sağlık sistemi uzun yıllardır tartışmaların merkezinde yer alıyor. 2010'da yürürlüğe giren ve eski Başkan Barack Obama'nın imzasını taşıyan Uygun Fiyatlı Sağlık Hizmetleri Yasası (ACA), milyonlarca kişiye sigorta sağlasa da, tek ödemeli sistem çağrıları hiç dinmedi. Özellikle 2016 başkanlık seçimlerinde Bernie Sanders'ın kampanya gündemine taşıdığı 'Medicare for All' önerisi, Demokrat Parti içindeki ilerici kanadın ana taleplerinden biri haline geldi. 2020 seçimlerinde de benzer çağrılar yükseldi; ancak o dönemdeki adaylar arasında tam bir uzlaşma sağlanamadı.
KFF'nin son anketi, bu talebin halk nezdinde ne kadar geniş bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Ankete katılanların üçte ik gibi ezici bir çoğunluğu, hükümetin tüm vatandaşlar için tek bir sağlık sigortası programı sağlamasını destekliyor. Bu destek, sadece Demokrat seçmenlerle sınırlı değil; bağımsızlar ve hatta bazı Cumhuriyetçiler arasında da artan bir eğilim olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, COVID-19 salgınının sağlık sistemindeki eşitsizlikleri gözler önüne sermesinin bu desteği pekiştirdiğini vurguluyor.
Ancak 'Medicare for All' terimi farklı kesimler için farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bazıları mevcut Medicare programının tüm nüfusa genişletilmesini savunurken, bazıları özel sigorta şirketlerinin tamamen kaldırılmasını öngören daha radikal bir dönüşümü kastediyor. Bu belirsizlik, siyasi tartışmalarda kafa karışıklığına yol açabiliyor. Yine de anket sonuçları, genel olarak kamu sağlık sigortası fikrinin geniş bir kabul gördüğünü ortaya koyuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD, gelişmiş ülkeler arasında genel sağlık sigortasına sahip olmayan tek ülke olarak dikkat çekiyor. Kanada, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde onlarca yıldır uygulanan kamu sağlık sistemleri, vatandaşlarına temel sağlık hizmetlerini ücretsiz veya düşük maliyetle sunuyor. ABD'de ise sağlık harcamaları kişi başına dünyada en yüksek seviyede olmasına rağmen, sağlık sonuçları birçok gelişmiş ülkenin gerisinde kalıyor. Bu çelişki, Amerikan kamuoyunda reform talebini güçlendiriyor.
Küresel ölçekte, pandemi sonrası dönemde birçok ülke sağlık sistemlerini güçlendirme yoluna gitti. ABD'deki tartışma, diğer ülkeler için de bir referans noktası oluşturuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ABD'nin sağlık reformu deneyiminden ders çıkarabilir. Ancak ABD'nin federal yapısı ve güçlü özel sigorta lobisi, köklü bir değişimi zorlaştıran faktörler arasında.
Siyasi analistler, anket sonuçlarının 2024 seçimlerinde Demokrat adaylar üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtiyor. İlerici kanat, sağlık reformunu kampanyalarının merkezine koyarak seçmen mobilizasyonu sağlamayı hedefliyor. Öte yandan, ılımlı Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, maliyet ve hükümet müdahalesi endişeleriyle daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Bu gerilim, önümüzdeki aylarda sağlık politikasının ana gündem maddelerinden biri olacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki sağlık reformu tartışması, Türkiye'nin sağlık politikaları ve dış ilişkileri açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, 2003'te başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile genel sağlık sigortasına geçiş yapmış ve vatandaşlarına geniş kapsamlı bir kamu sağlık hizmeti sunmayı başarmıştı. ABD'deki tek ödemeli sistem tartışmaları, Türkiye'nin bu alandaki deneyimini uluslararası platformlarda daha görünür kılabilir. Ayrıca, ABD'nin sağlık sisteminde yaşanacak olası bir dönüşüm, küresel ilaç ve sağlık teknolojileri piyasalarını etkileyerek Türkiye'nin ilaç ithalatı ve sağlık turizmi sektörünü de dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye, sağlık turizminde önemli bir aktör olduğundan, ABD'deki reform süreci küresel sağlık harcamalarını ve hasta hareketliliğini değiştirebilir.