İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın beklenmedik bir şekilde istifa etmesiyle, Birleşik Krallık siyasetinde yeni bir dönem başlıyor. Tüm gözler, İşçi Partisi’nin potansiyel lideri ve ülkenin bir sonraki başbakanı olarak gösterilen Manchester eski Belediye Başkanı Andy Burnham’a çevrilmiş durumda. Burnham, özellikle kuzey İngiltere’de kazandığı popülerlik ve hükümetle olan başarılı müzakereleriyle tanınıyor. Starmer’ın istifasının ardında, partinin içindeki bölünmeler ve Brexit sürecindeki başarısızlıklar yatıyor; ancak Burnham, bu krizden çıkış için umut vadeden bir isim olarak öne çıkıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Keir Starmer, 2020’de İşçi Partisi lideri seçildikten sonra üç yıl boyunca Başbakan olarak görev yaptı. Ancak, partisi içindeki sol kanatla yaşadığı sürtüşmeler, Brexit sürecindeki tutarsız politikaları ve artan enflasyonla mücadeledeki başarısızlıkları, onu istifaya zorlayan başlıca nedenler oldu. Starmer’ın istifa kararını açıkladığı basın toplantısında, “Partimin ve ülkemin birlik içinde ilerlemesi için bayrağı devretme vaktidir,” ifadelerini kullandığı bildirildi. Bu gelişme, ülkenin önümüzdeki haftalarda erken bir genel seçime gidebileceği yönündeki spekülasyonları da beraberinde getirdi.
Andy Burnham, 2017’den bu yana Manchester Belediye Başkanı olarak görev yapıyor. Özellikle ulaşım ve konut alanlarında gerçekleştirdiği reformlarla dikkat çeken Burnham, Covid-19 pandemisi sırasında merkezi hükümetten bağımsız hareket ederek kentini başarıyla yönetti. Bu başarısı, onu ülke çapında tanınan bir figür haline getirdi. Londra merkezli Westminster siyasetine kıyasla daha halkçı ve pragmatik bir duruş sergileyen Burnham, özellikle genç seçmenler ve işçi sınıfı arasında popüler.
İşçi Partisi içinde yapılan anketlerde Burnham’ın açık ara önde olduğu görülüyor. Rakipleri arasında partinin eski maliye bakanı Rachel Reeves ve gölge Dışişleri Bakanı David Lammy yer alıyor. Ancak, Burnham’ın liderlik koltuğu için en ciddi aday olduğu ve partinin içindeki farklı grupları birleştirebilecek tek isim olduğu yorumları yapılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Andy Burnham’ın olası başbakanlığı, yalnızca İngiltere’nin değil, Avrupa’nın da siyasi dengelerini etkileyebilir. Burnham, Brexit sonrası AB ile ilişkilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini sıkça dile getiriyor. Özellikle gençlik değişim programları ve ticaret anlaşmalarının iyileştirilmesi konusunda daha yapıcı bir yaklaşım sergileyeceği tahmin ediliyor. Ancak, Burnham’ın AB yanlısı geçmişine rağmen, Brexit karşıtı bir tutum takınmayacağı, aksine mevcut anlaşmayı geliştirmeye odaklanacağı belirtiliyor. Bu durum, Londra ile Brüksel arasında yeni bir diyaloğun başlamasına yol açabilir.
Burnham, küresel ısınmayla mücadele ve yeşil enerji dönüşümü konularında da aktif bir isim. Manchester’ı 2038 yılına kadar karbon nötr hale getirme sözü veren Burnham, başbakan olması halinde bu politikaları ulusal düzeye taşıyabilir. Ayrıca, İskoçya ve Galler’le olan ilişkilerde daha merkeziyetçi bir tutumdan ziyade, birleşik bir krallık anlayışını savunması bekleniyor. Bu, ülke içindeki bölgesel gerilimleri azaltabilir.
Küresel ölçekte, Burnham’ın başbakan olması halinde İngiltere’nin ABD ve Çin’le olan ilişkilerinde denge politikası izleyebileceği değerlendiriliyor. Özellikle Çin’in artan etkisi karşısında ticari ilişkilerin korunması, ancak insan hakları konusunda daha net bir tutum sergilenmesi bekleniyor. Ayrıca, Ukrayna’ya verilen desteğin süreceği, ancak Barış sürecine daha aktif bir katkı sağlanacağı öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Andy Burnham’ın başbakan olması, Türkiye-İngiltere ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilir. Burnham, Türkiye’nin Avrupa’daki konumuna daha anlayışlı bir yaklaşım sergileyebilir. Özellikle Brexit sonrası ticaret anlaşmalarının güçlendirilmesi ve göçmen konusunda iş birliği yapılması mümkün. Ayrıca, Burnham’ın yeşil enerji ve altyapı projelerine verdiği önem, Türk şirketlerinin İngiltere pazarına girmesi için yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak, Burnham’ın göçmen karşıtı söylemlerden kaçınması, Türk vatandaşlarının vize süreçlerinde iyileşmeye yol açabilir. Öte yandan, İşçi Partisi’nin tarihsel olarak sol eğilimli olması nedeniyle, Kıbrıs ve Ege konularında Türkiye aleyhine tutum alabileceği de unutulmamalı. Bu nedenle, Ankara’nın yeni hükümetle dengeli bir diplomasi yürütmesi kritik önem taşıyor.