Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Sudan'da hükümete karşı savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (RSF) ülkenin batısındaki El-Faşer kentinde insanlığa karşı suç işlediğini ortaya koyan bir rapor yayımladı. Raporda, RSF'nin sivillere yönelik yaygın saldırılar, toplu infazlar ve cinsel şiddet eylemleri gerçekleştirdiği belirtiliyor. Birleşmiş Milletler daha önce bu bölgedeki şiddetin soykırımın izlerini taşıdığını ifade etmişti. El-Faşer, Kuzey Darfur eyaletinin başkenti ve çatışmaların en yoğun yaşandığı yerlerden biri. Amnesty'nin raporu, uluslararası toplumun Sudan'daki krize müdahalesi için yeni bir baskı oluşturmayı hedefliyor.
Çatışmanın Arka Planı ve El-Faşer'deki Durum
Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana ordu ile RSF arasında süren çatışmalar, özellikle Darfur bölgesinde büyük bir insani krize yol açtı. El-Faşer, çatışmalardan en çok etkilenen şehirlerden biri olarak öne çıkıyor. Amnesty'nin raporuna göre, RSF Mayıs 2024'ten bu yana kenti kuşatma altına aldı ve sivillere yönelik sistematik saldırılar başlattı. Görgü tanıkları, milislerin evleri yağmaladığını, hastaneleri hedef aldığını ve kadınlara tecavüz ettiğini ifade ediyor. Raporda ayrıca, RSF'nin etnik temizlik amacıyla belirli toplulukları hedef aldığına dair kanıtlar sunuluyor. BM raporları, bölgede yaklaşık 2 milyon kişinin yerinden edildiğini ve yüzbinlerce insanın temel ihtiyaçlarına erişemediğini gösteriyor.
Amnesty'nin bulguları, daha önce yayımlanan diğer raporlarla da tutarlılık gösteriyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve BM'in bağımsız soruşturmacıları da RSF'nin savaş suçları işlediğine dair veriler paylaşmıştı. Ancak Amnesty'nin raporu, olayları "insanlığa karşı suç" olarak nitelendiren ilk kapsamlı belge olma özelliği taşıyor. Örgüt, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) bu suçlarla ilgili soruşturma başlatması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Sudan Çatışmasının Yansımaları
Sudan'daki çatışma, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor ve komşu ülkeleri de etkiliyor. Çad, Mısır ve Güney Sudan başta olmak üzere birçok ülke, Sudan'dan gelen mülteci akınıyla başa çıkmak zorunda kalıyor. Ayrıca, çatışmanın Nil Nehri su kaynakları ve Kızıldeniz'deki güvenlik üzerinde de olumsuz etkileri var. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler, çatışmaya taraf olan gruplara verdikleri destekle eleştiriliyor. BM Güvenlik Konseyi, Sudan'daki krize kalıcı bir çözüm bulmakta yetersiz kalırken, Amnesty'nin raporu uluslararası toplumu harekete geçirmeyi amaçlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan ile tarihsel ve ekonomik bağlara sahiptir ve çatışmanın Türkiye'ye doğrudan etkisi sınırlı olsa da, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını tehdit edebilir. Türkiye, Sudan'daki taraflarla diyaloğunu sürdürmekte ve insani yardım sağlamaktadır. Amnesty'nin raporu, uluslararası toplumun Sudan'daki suçlara karşı daha net bir tavır almasını gerektiriyor ve Türkiye'nin bu süreçte arabuluculuk rolünü güçlendirmesi beklenebilir. Ayrıca, çatışmanın uzaması halinde Sudan'daki Türk yatırımları ve diplomatik varlığı risk altına girebilir.