Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İsrail hükümetini işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını resmi olarak açıklanmış bir siyasi hedef haline getirmekle suçladı ve Filistinlilere yönelik zorla yerinden etme kampanyasının tırmandığı uyarısında bulundu. Örgütün 19 Mart 2025'te yayımladığı kapsamlı rapora göre, İsrail yönetimi son yıllarda yerleşim faaliyetlerini hızlandırarak ve Filistinlilerin topraklarına el koyarak ilhakı fiilen uygulamaya koydu. Raporda, bu politikaların uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği ve bölgede kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulanıyor.
Ilhakın arka planı ve resmileşen hedef
Amnesty International, İsrail'in Batı Şeria'daki işgalini meşrulaştırmak ve kalıcı hale getirmek için sistematik adımlar attığını belirtiyor. Raporda, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin, 2023'te yayımladığı resmi politika belgelerinde Batı Şeria'daki yerleşim birimlerini genişletmeyi ve Filistin yönetiminin etkisini azaltmayı açıkça hedeflediği ifade ediliyor. Örgüt, bu politikanın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını, sahada da uygulamaya konulduğunu kaydediyor. 2024 yılı boyunca Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim sayısının yüzde 15 arttığı ve Filistinlilere ait yüzlerce dönüm arazinin "devlet arazisi" ilan edilerek müsadere edildiği aktarılıyor. Ayrıca, İsrail güçlerinin Filistinli çobanları ve çiftçileri geleneksel otlak alanlarından uzaklaştırdığı, bazı köylerde ise evlerin yıkımını hızlandırdığı bilgisi yer alıyor. Amnesty, bu uygulamaların "zorla nakil" olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve savaş suçu teşkil edebileceğini belirtiyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise İsrail'in Batı Şeria'daki yargı yetkisini Filistinliler aleyhine genişletmesi. İsrail mahkemeleri, yerleşimci şiddeti vakalarında Filistinlilere karşı daha sert cezalar uygularken, Filistinlilerin toprak mülkiyeti itirazlarını sürekli reddediyor. Örgüt, bu adli mekanizmanın ilhak politikasını hukuki olarak meşrulaştırdığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, zaten kırılgan olan Orta Doğu barış sürecine ağır bir darbe vuruyor. İsrail'in tek taraflı ilhak girişimleri, iki devletli çözümün temelini oluşturan 1967 sınırlarını fiilen ortadan kaldırıyor. Filistin Yönetimi, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşımayı planlarken, Arap Birliği de acil bir toplantı çağrısı yaptı. ABD yönetimi, kısmen İsrail'e desteğini sürdürmekle birlikte, ilhakın resmileşmesine karşı çıktığını açıkladı. Ancak Avrupa Birliği ve birçok Avrupa ülkesi, İsrail'e yönelik yaptırımları gündeme getirdi. Fransa ve Almanya, Batı Şeria'da üretilen ürünlerin etiketlenmesi ve ticari kısıtlamalar getirilmesi için adımlar atıyor. Rusya ve Çin ise konuyu BM Güvenlik Konseyi'nde ele almaya hazırlanıyor. İran ve Suriye gibi bölgesel aktörler, bu durumu İsrail karşıtı söylemlerini güçlendirmek için kullanabilir. Hizbullah gibi silahlı grupların, Batı Şeria'daki gelişmeleri bahane ederek yeni bir çatışma başlatma riski bulunuyor. Özellikle Ramazan ayına denk gelen bu dönemde, Kudüs ve Batı Şeria'daki gerginliğin daha da tırmanması bekleniyor. Uluslararası toplum, bu ilhak politikasının bölgesel bir savaşa yol açabileceğinden endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteği bir kez daha gündeme taşımıştır. Türkiye, iki devletli çözümü savunan ve İsrail'in ilhak politikalarını reddeden bir tutum izlemektedir. Ancak son yıllarda Ankara-Tel Aviv ilişkilerinde normalleşme adımları atılmasına rağmen, bu rapor Türk dış politikasında Filistin sorununun önceliğini koruduğunu göstermektedir. Türkiye'nin, İsrail'e yönelik yaptırımları destekleyen AB ülkeleriyle iş birliği yapması ve BM'de aktif bir rol üstlenmesi beklenebilir. Ayrıca, Batı Şeria'daki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz'deki enerji ve güvenlik dengelerini de etkileyebileceğinden, Türkiye'nin bölgedeki gelişmeleri yakından izlemesi stratejik bir zorunluluktur.