Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026'da Bağımsızlık Bildirgesi'nin 250. yıldönümünü büyük bir coşkuyla kutlamaya hazırlanırken, Orta Doğu Gözlemevi (Middle East Eye) tarafından yayımlanan bir analiz, bu kutlamaların gölgesinde kalan rahatsız edici gerçekleri gündeme taşıyor. Analize göre, ABD'nin bağımsızlık hikâyesi, yalnızca özgürlük ve demokrasi idealleriyle değil, aynı zamanda yoğun bir şovenizm (milliyetçi şımarıklık) ve yerli halklara yönelik soykırımla da şekillenmiştir. Ülkenin kurucu babalarından günümüze kadar uzanan bu miras, Amerikan istisnacılığı söylemi altında meşrulaştırılmış ve küresel ölçekte emperyalist politikaların meşruiyet zeminini oluşturmuştur.
Kuruluş Efsanesinin Gölgesinde Soykırım
Bağımsızlık Bildirgesi'nin ilan edildiği 1776 yılından itibaren, ABD'nin batıya doğru genişlemesi, yerli Amerikan halklarının sistematik bir şekilde topraklarından sürülmesi ve katledilmesiyle eş anlamlı hale gelmiştir. Andrew Jackson döneminde uygulanan “Kızılderili Tehciri” politikaları, binlerce yerlinin ölümüne yol açan “Gözyaşı Yolu” yürüyüşü ve 19. yüzyıl boyunca devam eden Kızılderili savaşları, sadece birkaç örnektir. Analiz, bu sürecin bir “soykırım” olarak adlandırılması gerektiğini vurgulamakta ve ABD'nin kuruluş mitolojisinin bu gerçeği görmezden gelerek kendini sürekli bir “özgürlükler ülkesi” olarak tanımlamasını eleştirmektedir. 250 yıl sonra bile, ABD'deki yerli topluluklar, tarihsel travmaların yanı sıra yoksulluk, ayrımcılık ve kültürel asimilasyon baskısıyla karşı karşıya kalmaya devam etmektedir.
Küresel Şovenizm ve Emperyalizm
Makalenin bir diğer önemli odağı, Amerikan şovenizminin dış politikaya yansımasıdır. ABD, 20. yüzyıl boyunca ve sonrasında, “demokrasi götürme” ve “insani müdahale” söylemleri altında Vietnam'dan Irak'a, Afganistan'dan Suriye'ye kadar birçok ülkede askeri müdahalelerde bulunmuştur. Bu müdahaleler, çoğu zaman yüz binlerce sivilin ölümüne, ülkelerin altyapısının tahrip olmasına ve bölgesel istikrarsızlıklara yol açmıştır. Orta Doğu Gözlemevi analizi, bu politikaların altında yatan zihniyetin, ABD'nin kuruluşundaki “seçilmiş halk” ve “açık kader” anlayışından beslendiğini ileri sürmektedir. Bu çerçevede, ABD'nin bağımsızlık kutlamaları, ülkenin içindeki ırksal eşitsizlikleri ve dünyadaki emperyalist müdahalelerini örtmek için kullanılan bir gösteri olarak nitelendirilmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu analiz, ABD'nin kuruluş felsefesindeki çelişkileri ve dış politikasındaki çifte standartları gözler önüne seriyor. Türkiye, uzun yıllardır ABD ile müttefiklik ilişkisi yürütmesine rağmen, özellikle Suriye'de PKK/YPG'ye verilen destek, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşının iadesindeki isteksizlik ve Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları gibi konularda ABD'nin şovenist ve çıkarcı tutumuna maruz kalmaktadır. Bu eleştirel perspektif, Türk dış politikasının ABD karşısında daha bağımsız ve çok boyutlu bir strateji izlemesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Aynı zamanda, küresel sistemde “insan hakları” ve “demokrasi” söylemleriyle hareket eden güçlerin, kendi tarihlerindeki soykırım ve baskıları görmezden gelme eğilimi, Türkiye'nin de benzer ithamlara karşı daha güçlü bir tarihsel ve hukuki argüman seti geliştirmesine katkı sağlayabilir.