ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel düzeninin çöküşü, bölgesel güç dengelerini kökten değiştiriyor. İran'ın son dönemdeki hamleleri, başarısız olan bu düzenin son çırpınışları olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, Washington'un bölgedeki etkisinin azalmasıyla birlikte yeni bir oyun alanının oluştuğunu ve bu durumun Türkiye dahil tüm bölge ülkeleri için hem fırsatlar hem de riskler barındırdığını belirtiyor.
İran'ın Hamleleri ve Başarısız Düzenin Sinyalleri
İran, son aylarda nükleer programındaki ilerlemeler ve bölgesel vekil güçleri aracılığıyla etkinliğini artırarak ABD'nin Ortadoğu politikasına meydan okuyor. Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürürken, İran destekli grupların Irak, Suriye ve Lübnan'daki faaliyetleri de yoğunlaştı. Bu gelişmeler, ABD'nin 2003 Irak işgali sonrasında kurduğu ve Körfez güvenliği üzerine inşa ettiği düzenin artık sürdürülemez olduğunu gösteriyor.
ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilmesi, özellikle Trump döneminde başlayan ve Biden yönetimiyle devam eden süreç, müttefikler arasında güven bunalımı yarattı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi geleneksel müttefikler, Washington'un taahhütlerinden şüphe duymaya başladı. Bu durum, bölgesel aktörleri kendi güvenliklerini sağlama arayışına iterken, İran'ın da elini güçlendirdi.
Uzmanlara göre, ABD'nin Ortadoğu'daki düzeni artık tamamen çökmüş durumda. Bu düzen, İkinci Dünya Savaşı sonrasında petrol güvenliği ve İsrail'in güvenliği üzerine kurulmuş, Soğuk Savaş boyunca da Sovyet etkisini dengeleme amacı gütmüştü. Ancak günümüzde ABD'nin enerji bağımsızlığını kazanması ve Asya-Pasifik'e odaklanması, Ortadoğu'yu stratejik öncelik listesinde alt sıralara itti. Bu da bölgede bir güç boşluğu oluşturdu.
Bölgesel Güç Mücadelesi ve Yeni Dengeler
ABD'nin etkisinin azalmasıyla birlikte Ortadoğu'da yeni bir güç mücadelesi başladı. İran, Suudi Arabistan, Türkiye, İsrail ve Katar gibi ülkeler, nüfuz alanlarını genişletmek için çaba sarf ediyor. Çin ve Rusya da bölgeye ekonomik ve askeri olarak sızmaya çalışıyor. Çin, 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme anlaşmasına arabuluculuk ederek bölgesel bir aktör olarak öne çıktı. Rusya ise Suriye'deki askeri varlığıyla ve Ukrayna savaşı nedeniyle Batı'ya karşı yürüttüğü mücadelede Ortadoğu'yu bir denge unsuru olarak kullanıyor.
Bu yeni denklem, İran'ın da işine geliyor. Tahran, ABD'nin çekilmesiyle birlikte nüfuzunu artırmak için bir fırsat yakaladı. Nükleer programını masadaki en güçlü koz olarak kullanan İran, ABD ile müzakerelerde elini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak bu durum, İsrail ve Suudi Arabistan'ı da yakından ilgilendiriyor. İsrail, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için zaman zaman askeri seçenekleri masaya getiriyor. Suudi Arabistan da İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı kendini güvence altına almak için yeni ittifak arayışlarına girdi.
Bölgedeki bu güç mücadelesinin bir diğer önemli boyutu da doğalgaz ve enerji kaynakları üzerindeki rekabet. Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları, Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır ve Kıbrıs Rum Kesimi arasında yeni gerilimlere yol açıyor. İran'ın da bu rekabete dahil olması, enerji haritasını değiştirebilir. ABD'nin bölgeden çekilmesi, enerji güvenliği konusunu yeniden tartışmaya açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel konumunu doğrudan etkiliyor. ABD'nin Ortadoğu'daki etkisinin azalması, Türkiye'ye daha bağımsız bir dış politika izleme fırsatı sunuyor. Ancak bu durum aynı zamanda güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor. Özellikle Suriye ve Irak'ta İran destekli grupların faaliyetleri, Türkiye'nin güney sınırında tehdit oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye, hem İran ile diyalog kanallarını açık tutmalı hem de ABD ile ilişkilerini dengelemeli. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinde aktif bir oyuncu olarak konumunu güçlendirmeli, bölgesel ittifakları bu çerçevede yeniden şekillendirmelidir.