Suriye'deki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Esad el-Shibani ile ABD'li iş insanı ve eski yetkili Steven Barrack arasındaki görüşmeler, Washington'un Şam'a yönelik yaptırım politikasının gündeme gelmesine neden oldu. Görüşmelerde, Suriye'nin yeniden inşası için gerekli olan uluslararası yatırımların önündeki en büyük engellerden biri olarak görülen ABD yaptırımlarının kaldırılması veya hafifletilmesi konusunun ele alındığı bildiriliyor. Ancak, ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımlarının büyük bir kısmı hâlâ yürürlükte ve bu yaptırımların kaldırılması için net bir takvim bulunmuyor.
Yaptırımların Tarihsel Arka Planı
ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımları, 1979 yılında Suriye'nin terörizmi desteklediği gerekçesiyle başladı. Bu tarihten itibaren, Suriye hükümetine yönelik silah satışı ve bazı ekonomik yardımlar yasaklandı. 2004 yılında çıkarılan Suriye Hesap Verebilirlik ve Lübnan Egemenliğini Koruma Yasası ile yaptırımlar genişletildi. Bu yasa, Suriye'ye kitle imha silahları, füze sistemleri ve lüks mallar gibi çeşitli ürünlerin ihracını yasakladı. 2011 yılında Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte, ABD yaptırımlarını daha da artırdı. Özellikle Beşar Esad rejimine yakın kişi ve kurumlara yönelik hedefli yaptırımlar uygulandı. 2020 yılında çıkarılan Sezar Yasası ile yaptırımlar daha da derinleştirildi.
Sezar Yasası, Suriye hükümetiyle iş yapan herkese yaptırım uygulanmasını öngörüyor. Bu yasa, Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmak isteyen ülkeler ve şirketler için büyük bir caydırıcılık oluşturuyor. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelerin Suriye'deki projelere yatırım yapmasını zorlaştırıyor. Bu yaptırımlar, Suriye ekonomisini ciddi şekilde etkilemiş durumda. Ülke, yıllardır süren savaş ve ekonomik krizle mücadele ediyor. Halkın büyük bir kısmı yoksulluk içinde yaşıyor ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımları, sadece Suriye ekonomisini değil, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Yaptırımlar, Suriye'nin İran ve Rusya ile olan ilişkilerini güçlendirmesine neden oldu. Bu ülkeler, Suriye'ye askeri ve ekonomik destek sağlayarak nüfuzlarını artırdılar. ABD'nin yaptırım politikası, aynı zamanda Arap ülkelerinin Suriye ile normalleşme sürecini de etkiliyor. Birçok Arap ülkesi, Esad rejimiyle ilişkilerini yeniden kurmaya başlarken, ABD yaptırımları bu ülkeleri de hedef alabileceği için endişe yaratıyor.
Öte yandan, ABD'nin yaptırımları, Suriye'deki insani krizi de derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Suriye nüfusunun yaklaşık %80'i yoksulluk içinde yaşıyor ve 12 milyondan fazla insan gıda güvencesinden yoksun. Yaptırımlar, insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını da zorlaştırıyor. Bazı bankacılık işlemlerinin yasaklanması, yardım kuruluşlarının para transferlerini engelliyor. Bu durum, uluslararası toplumun Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılması yönündeki çağrılarını artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımları, Türkiye'nin güney sınırındaki istikrarı doğrudan etkiliyor. Yaptırımlar, Suriye'nin yeniden inşasını engellediği için, savaş nedeniyle ülkesini terk eden milyonlarca Suriyelinin geri dönüşünü zorlaştırıyor. Türkiye, halihazırda yaklaşık 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor ve bu durum ülke ekonomisine ciddi bir yük getiriyor. Ayrıca, yaptırımlar nedeniyle Suriye'deki terör örgütlerinin güç kazanma riski artıyor. Türkiye, PKK/YPG'nin Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu yapıyı tehdit olarak görüyor ve bu yapıya yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Bu nedenle, Türkiye'nin Suriye'deki istikrarı artıracak ve yeniden inşayı hızlandıracak bir yaptırım politikasının benimsenmesi yönünde çaba sarf etmesi bekleniyor. Ancak, Türkiye'nin bu konudaki etkisinin sınırlı olduğu ve ABD'nin kendi çıkarlarını öncelediği de bir gerçek.