Neredeyse 32 yıl süren üniformalı kariyerim bana pek çok ders öğretti. En önemlilerinden biri, askeri operasyonel başarı ile stratejik siyasi sonuçlar arasındaki uçurumun önemli olabileceği ve bu uçurumun artan askeri faaliyetle nadiren, hatta hiç kapanmadığıdır. Amerikan dış politikasında askeri seslere başvurmak yaygındır; ancak bu sesler genellikle savaşın gerçek maliyetini bilenlerin değil, savaşı başlatanların sesleridir.
Gelişmenin arka planı
Okuyucunun karşısına çıkan bu analiz, Amerikan askeri stratejisinin sorgulandığı bir dönemde kaleme alınmıştır. Yazar, ABD ordusunda geçirdiği uzun yıllar boyunca, özellikle Irak ve Afganistan'daki deneyimlerden yola çıkarak, askeri müdahalelerin dış politika hedeflerine ulaşmadaki sınırlılıklarını gözler önüne sermektedir. Operasyonel başarıların, genellikle siyasi ve stratejik hedeflere dönüşmediğini, hatta bazen bu hedeflerle çeliştiğini ifade etmektedir.
Yazar, ordunun savaşı kazanma kapasitesine sahip olmasına rağmen, barışı inşa etme ve sürdürme konusunda aynı başarıyı gösteremediğini belirtiyor. Özellikle Vietnam'dan Irak'a uzanan tarihsel örneklerde, askeri zaferlerin siyasi çözümlere dönüşmediği, halkların ve bölgelerin istikrarsızlığa sürüklendiği görülmektedir. Bu durum, Amerikan dış politikasının aşırı askerileşmesinin eleştirilmesine yol açmaktadır.
Bölgesel veya küresel boyut
Askeri öncelikli dış politika, yalnızca ABD'yi değil, küresel güvenlik mimarisini de etkilemektedir. Yazar, bu yaklaşımın müttefikler arasında güven bunalımına yol açtığını ve diplomasi imkanlarını daralttığını savunuyor. Özellikle Orta Doğu'da süregelen çatışmalar, askeri müdahalelerin uzun vadeli istikrar getirmediğini ortaya koyuyor; aksine, güç boşlukları ve terörün yayılması gibi yeni sorunlara zemin hazırladığı görülüyor.
Yazar, ayrıca, Amerikan askeri gücünün caydırıcılık işlevini yitirdiğini, sürekli savaş halinin toplumda yorgunluk yarattığını ve kaynakların verimsiz kullanıldığını dile getiriyor. Bu durumun, küresel düzeyde Çin ve Rusya gibi rakiplere avantaj sağladığına dikkat çekiyor. Askeri müdahalelere ayrılan kaynakların, altyapı, eğitim ve sağlık gibi alanlara aktarılamaması, uzun vadede ABD'nin ulusal gücünü zayıflatmaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu analiz, Türk dış politikası açısından da önemli çıkarımlar sunmaktadır. Türkiye, özellikle Suriye'de askeri operasyonlar yürütürken, operasyonel başarı ile siyasi çözüm arasındaki dengeyi kurmanın zorluklarını yakından görmüştür. ABD'nin askeri öncelikli yaklaşımının eleştirilmesi, Türkiye'nin çok boyutlu ve diplomasi ağırlıklı dış politika anlayışını teyit eder niteliktedir. Ayrıca, bu durum, Türkiye'nin askeri gücünü etkin kullanırken siyasi diyalog kanallarını açık tutması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bölgesel istikrarın askeri müdahalelerle değil, kapsayıcı siyasi mutabakatlarla sağlanabileceği görüşü, Türk dış politikasının temel ilkeleriyle örtüşmektedir.