ABD'nin İran'a yönelik on yıllardır süren sert güç politikası, Tahran'ın askeri bir yenilgiyi önlemesi ve diplomatik süreçte kazanımlar elde etmesiyle sınırına dayandı. Başkan Donald Trump'ın 2018'de tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşma (JCPOA) sonrası uygulanan azami baskı kampanyası, İran'ı diz çöktürmeyi hedeflerken, Tahran hem nükleer programını ilerleterek hem de bölgesel vekil güçlerini kullanarak ABD'yi stratejik bir açmaza soktu. 2023'te imzalanan esir takası ve mali anlaşma, tarafların doğrudan çatışma yerine kısmi bir uzlaşmaya yöneldiğini gösteriyor. Ancak bu, İran'ın savaşı kazandığı anlamına gelmiyor; daha ziyade ABD'nin net bir zafer elde edememesi, İran için stratejik bir başarı olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD-İran gerilimi, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izledi. 2015'te imzalanan JCPOA, İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlama karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Trump'ın anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulaması, İran ekonomisini ciddi şekilde etkiledi; ancak Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini yükselterek ve yeni santrifüjler geliştirerek karşılık verdi. 2020'de ABD'nin Kasım Süleymani'yi öldürmesi, İran'ın misilleme olarak ABD üslerine füze saldırısı düzenlemesine yol açtı. Bu süreçte İran, Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki milisler aracılığıyla ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik savaş yürüttü. 2023'te İran ve Suudi Arabistan'ın Çin arabuluculuğunda anlaşması, Tahran'ın bölgesel izolasyonunu kırmasını sağladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran karşısında net bir zafer elde edememesi, Orta Doğu'daki güç dengelerini değiştiriyor. İran, nükleer programa yakın mesafede dururken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi geleneksel rakipleriyle normalleşme adımları atıyor. Dolaylı müzakereler ve esir takası, tarafların tamamen kopmadığını ancak kalıcı bir anlaşmanın henüz ufukta olmadığını gösteriyor. Küresel ölçekte, ABD'nin caydırıcılık kapasitesine ilişkin soru işaretleri oluşuyor: Süper güç, nükleer eşiği aşmaya yakın bir aktörle başa çıkmakta zorlanıyor. Bu durum, Çin ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunu artırmasına zemin hazırlıyor. Ayrıca, İran'ın ham petrol ihracatını yaptırımlara rağmen kısmen sürdürmesi, enerji piyasalarında istikrarsızlık riskini canlı tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki bu hassas dengeden doğrudan etkileniyor. Sınır komşusu olan İran'daki olası bir çatışma, Türkiye'nin güneydoğusunda istikrarsızlık yaratabilir. Ankara, bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini yönetirken, diğer yandan enerji ihtiyacı ve bölgesel güvenlik için İran ile işbirliğini sürdürmek zorunda. İran'ın stratejik kazanımı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki manevra alanını daraltabilir; ancak Tahran'ın tamamen yalnızlaşmaması, Ankara'ya enerji ve ticaret alanında alternatif bir ortak bırakıyor. Türkiye, bu süreçte hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini dengeleyerek çok yönlü bir dış politika izlemeye devam edecek.