Berlin'in Neukölln ilçesi, Almanya'da sol siyasetin en kritik sınav alanlarından biri haline geldi. Die Linke'nin bu bölgedeki geleneksel güçlü konumunu yitirmesi, partinin göçmen kökenli seçmenle kurduğu ilişkinin sorgulanmasına yol açtı. Yerel seçim sonuçları, sol partilerin kimlik siyaseti ile sınıf siyaseti arasında sıkıştığını gösteriyor. Neukölln'de yaşayan Türkiye ve Arap kökenli topluluklar, artık sol partilere otomatik oy vermiyor; bu değişim, Almanya'nın çok kültürlü yapısında sol siyasetin geleceği açısından uyarıcı bir sinyal.
Neukölln'de Solun Çözülüşü: Göçmen Seçmenin Kopuşu
Neukölln, on yıllardır Die Linke'nin kalesi olarak biliniyordu. Ancak son seçimlerde partinin oy oranı ciddi biçimde düştü. Bunun arkasında yatan nedenler arasında, sol partilerin göçmen kökenli seçmenlerin gündelik sorunlarına yeterince eğilmemesi, buna karşılık kimlik politikalarına ağırlık vermesi gösteriliyor. Özellikle İsrail-Filistin meselesi gibi dış politika konularında takınılan tavırlar, Arap ve Türk kökenli seçmenlerde rahatsızlık yaratmış durumda. Die Linke'nin bazı kesimleri, Filistin yanlısı söylemleriyle öne çıkarken, partinin ana akımı İsrail'in güvenlik kaygılarını da dile getiriyor; bu ikircikli tutum, seçmen nezdinde samimiyetsizlik olarak algılanıyor.
Öte yandan, Neukölln'de artan kira fiyatları, sosyal konut sıkıntısı ve düşük ücretli işlerdeki istihdam sorunları, sol partilerin klasik sınıf siyaseti ekseninde yeterince karşılık bulamıyor. Göçmen kökenli seçmenler, kendilerini yalnızca kimlik üzerinden tanımlayan bir siyaset yerine, ekonomik ve sosyal güvenlik taleplerine odaklanan bir yaklaşım bekliyor. Ancak sol partiler, bu talepleri yeterince sahiplenmediği gibi, göçmen karşıtı sağ popülist partilerin yükselişine karşı etkili bir alternatif de üretemiyor.
Uzmanlara göre, Die Linke'nin Neukölln'deki yenilgisi, solun genel bir kriziyle de bağlantılı. Parti içindeki ideolojik bölünmeler, liderlik sorunları ve tabanla bağın zayıflaması, seçmeni uzaklaştırıyor. Ayrıca, SPD ve Yeşiller gibi diğer sol partiler de benzer sorunlarla boğuşuyor; onlar da göçmen kökenli seçmenin desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Neukölln özelinde, geleneksel olarak sosyal demokrat ve sol partilere oy veren Türkiye kökenli seçmenin, muhafazakâr partilere veya yeni kurulan göçmen kökenli partilere yönelmesi dikkat çekiyor.
Göç, Kimlik ve Sınıf: Avrupa Solunun Açmazı
Neukölln'deki durum, aslında Avrupa genelinde sol partilerin yaşadığı bir açmazın yerel yansıması. Bir yanda çok kültürlülük ve azınlık hakları savunuculuğu, diğer yanda işçi sınıfının ekonomik çıkarları arasında sıkışan sol, bu iki alanı birleştiren bir söylem geliştirmekte zorlanıyor. Göçmen karşıtı populist partiler ise, göçmen kökenli seçmenin bir kısmını dahi kendine çekebiliyor; çünkü onlar da güvenlik, ekonomik istikrar ve kültürel muhafazakârlık gibi temalara vurgu yapıyor.
Almanya'da 2015'ten bu yana yaşanan göç dalgaları ve sonrasında gelen Ukraynalı mülteciler, sosyal konut ve kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, göçmen kökenli eski yerleşikler ile yeni gelenler arasında da gerilim yaratıyor. Sol partilerin bu gerilimi yönetememesi, sağ popülist hareketlerin işine yarıyor. Neukölln gibi çok kültürlü ilçelerde, solun artık otomatik bir oy deposu olmadığı gerçeği, partilerin taban stratejilerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor.
Avrupa'nın diğer ülkelerinde de benzer eğilimler gözlemleniyor: Fransa'da sol ittifak, banliyölerdeki göçmen kökenli seçmenin bir kısmını aşırı sağa kaptırdı; Hollanda ve Belçika'da da göçmen kökenli seçmenin oy davranışı değişiyor. Bu tablo, sol partilerin göçmenleri homojen bir blok olarak görmekten vazgeçip, onların sınıfsal ve kültürel çeşitliliğini dikkate alan politikalar üretmesi gerektiğini gösteriyor. Aksi halde, solun erimesi sürecek ve sağ popülizm daha da güçlenecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Neukölln'deki solun çözülüşü, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişme. Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insanın siyasi tercihleri, Türkiye-AB ilişkileri ve diaspora siyaseti açısından önemli. Sol partilerin göçmen kökenli seçmeni kaybetmesi, Türkiye kökenlilerin Almanya'da daha muhafazakâr veya sağ partilere yönelmesine yol açabilir; bu da Türkiye'nin Avrupa'daki algısını ve lobi gücünü etkiler. Ayrıca, Türkiye'deki sol hareketler için de bir ders niteliğinde: kimlik siyaseti ile ekonomik talepleri dengeleyemeyen sol, tabanını kaybediyor. Türkiye'nin AB sürecinde ve göçmen hakları konusunda izleyeceği politikalarda, Avrupa'daki bu değişimi dikkate alması gerekiyor.