Almanya'nın eski komünist doğu bölgesinde bulunan Saksonya ve Thüringen eyaletlerinde Pazar günü yapılan kritik bölgesel seçimlerde, aşırı sağcı, göç karşıtı ve Moskova yanlısı AfD (Almanya için Alternatif) partisinin kolay bir zafer kazanması bekleniyor. Sandık çıkış anketleri, AfD'nin her iki eyalette de oyların önemli bir bölümünü alarak birinci parti konumuna yerleşebileceğini gösteriyor. Bu sonuç, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'da aşırı sağın eyalet düzeyinde ilk kez bu denli güçlü bir konuma gelmesi anlamına geliyor ve ülke genelinde siyasi deprem yaratabilir.
Seçimlerin Arka Planı ve AfD'nin Yükselişi
Seçim kampanyası boyunca göçmen karşıtı söylemleri ve Rusya'ya yönelik yumuşak tutumuyla öne çıkan AfD, özellikle doğu eyaletlerinde ekonomik durgunluk, göçmen akını ve Ukrayna savaşına yönelik artan hoşnutsuzluktan besleniyor. Saksonya ve Thüringen, Almanya'nın eski Doğu Almanya topraklarında yer alıyor ve buralarda işsizlik oranları batıya kıyasla daha yüksek, yabancı düşmanlığı ve aşırı sağcı eğilimler daha yaygın. AfD'nin anketlerdeki yükselişi, Şubat 2024'te patlak veren ve partinin göçmenleri toplu sınır dışı etme planlarını görüşen gizli bir toplantının ortaya çıkmasıyla tetiklenen kitlesel protestolara rağmen durdurulamadı. Parti, özellikle genç seçmenler arasında da destek buluyor.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un sosyal demokrat liderliğindeki koalisyon hükümeti, seçim sonuçlarını endişeyle izliyor. Anketler, Scholz'un partisi SPD'nin her iki eyalette de oy kaybedeceğini, Hristiyan Birlik (CDU) partisinin ise AfD'nin ardından ikinci sırada yer alacağını gösteriyor. Aşırı sağın bu yükselişi, Almanya'nın siyasi istikrarı ve Avrupa Birliği içindeki rolü açısından soru işaretleri yaratıyor. Seçim sonuçları, Eylül 2025'te yapılacak genel seçimler öncesinde bir barometre işlevi görecek.
Bölgesel ve Küresel Boyut
AfD'nin zaferi, sadece Almanya iç siyasetini değil, aynı zamanda Avrupa'nın genel siyasi iklimini de etkileyecek. Son yıllarda Fransa, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerde aşırı sağ partilerin yükselişi, Avrupa Birliği'nin göç, iklim ve Rusya politikalarında daha fazla parçalanmaya yol açabilir. AfD, açıkça Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e sempati duyuyor ve Ukrayna'ya silah yardımını eleştiriyor. Partinin güçlenmesi, Batı'nın Ukrayna konusundaki birliğini zayıflatabilir. Öte yandan, AfD'nin göç karşıtı söylemi, Türkiye ile AB arasındaki göç anlaşmasını da tehdit edebilir. Almanya, Türkiye'den gelen göçmenler ve mülteciler için önemli bir hedef ülke konumunda. AfD'nin yükselişi, Almanya'daki Türk toplumu ve Türkiye-AB ilişkileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Seçim sonuçları, Almanya'nın iç siyasetinde bir dönüm noktası olarak görülüyor ve Avrupa'da aşırı sağın normalleşmesi endişesini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'nın doğusunda AfD'nin elde ettiği bu güçlü sonuç, Türkiye açısından çok yönlü sonuçlar doğurabilir. Öncelikle, Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli insan, aşırı sağın yükselişinden endişe duyuyor. AfD'nin göçmen karşıtı politikaları, Türk toplumuna yönelik ayrımcılığı ve İslamofobiyi artırabilir. İkincisi, AfD'nin Rusya yanlısı tutumu, Türkiye'nin Ukrayna savaşındaki denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, hem Ukrayna'ya insansız hava araçları satarak hem de Rusya ile enerji ve turizm ilişkilerini sürdürerek dikkatli bir diplomasi yürütüyor. Almanya'da AfD'nin yükselişi, Batı ittifakı içinde Rusya'ya karşı ortak tutumu zayıflatabilir ve Türkiye'nin manevra alanını daraltabilir. Son olarak, AfD'nin güçlenmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde göç mutabakatının geleceğini tehlikeye atabilir. AB'nin göç politikalarında daha sert bir çizgi benimsemesi, Türkiye ile yapılan 2016 tarihli göç anlaşmasının askıya alınmasına yol açabilir. Bu da Türkiye'nin üzerindeki göç yükünü artırabilir ve AB ile ilişkileri gerebilir. Türkiye, Almanya'daki siyasi gelişmeleri yakından takip etmeli ve Türk toplumunun haklarını korumak için girişimlerde bulunmalıdır.