Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişi, ülkenin Ukrayna'ya askeri destek, dış yardımlar ve Rusya'ya yönelik yaptırımlar konusundaki mevcut politikalarını kökten değiştirme potansiyeli taşıyor. Anketlerde ikinci sıraya yükselen AfD, iktidardaki koalisyondan çok farklı bir vizyon sunuyor: Ukrayna'ya silah sevkiyatının durdurulması, Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve dış yardımların kesilmesi. Bu gelişme, sadece Almanya için değil, tüm Avrupa ve transatlantik ittifak için önemli sonuçlar doğurabilir.
Aşırı sağın yükselişinin arka planı
AfD, 2013 yılında avro karşıtı bir parti olarak kuruldu, ancak 2015'teki göç kriziyle birlikte göçmen karşıtı söylemi benimseyerek oylarını artırdı. Son yıllarda özellikle Doğu Almanya'da güçlenen parti, ekonomik hoşnutsuzluk, göç endişeleri ve iktidardaki koalisyonun enerji ve iklim politikalarına yönelik tepkilerden besleniyor. 2021 federal seçimlerinde %10,3 oy alan AfD, son anketlerde %20 civarında destekle ikinci parti konumunda. Bu yükseliş, Almanya'nın siyasi istikrarı ve Avrupa Birliği içindeki liderlik rolü açısından endişe verici.
AfD'nin dış politika vizyonu, mevcut Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki koalisyondan keskin biçimde ayrılıyor. Parti, Ukrayna'ya verilen silahların derhal kesilmesini ve Rusya'ya uygulanan yaptırımların kaldırılmasını savunuyor. Ayrıca, Almanya'nın dış yardımlarını büyük ölçüde azaltacağını ve özellikle iklim finansmanı taahhütlerinden çekileceğini vaat ediyor. Bu pozisyon, Batı'nın Ukrayna konusundaki birliğini bozabilir ve Rusya'nın elini güçlendirebilir.
Almanya, Ukrayna'ya askeri yardımda ABD'den sonra ikinci sırada yer alıyor ve Rusya'ya karşı yaptırımların mimarlarından biri. AfD'nin iktidara gelmesi veya hükümet ortağı olması durumunda, bu politikaların tersine dönmesi muhtemel. Parti liderleri açıkça Rusya ile diyalogdan yana olduklarını ve NATO'nun genişlemesine karşı olduklarını belirtiyor. Bu durum, Avrupa güvenlik mimarisini sarsabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Almanya'nın Avrupa Birliği'ndeki ağırlığı göz önüne alındığında, AfD'nin yükselişi tüm kıtayı etkiliyor. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da Brothers of Italy ve Macaristan'da Fidesz gibi aşırı sağ partilerle birlikte AfD, Avrupa Parlamentosu'nda giderek daha etkili bir blok oluşturuyor. Bu partiler, AB'nin iklim politikaları, göç anlaşmaları ve Rusya yaptırımları konusunda ortak hareket ederek Brüksel'in karar alma süreçlerini kilitleyebilir.
Ekonomik açıdan, Almanya'nın dış yardımları kesmesi ve Rus enerjisine geri dönme sinyali vermesi, küresel enerji piyasalarını ve kalkınma yardımlarını olumsuz etkileyebilir. Almanya, dünyanın en büyük ikinci kalkınma yardımı sağlayıcısı ve Ukrayna'nın en büyük AB destekçisi. AfD'nin bu politikaları tersine çevirmesi, gelişmekte olan ülkelerdeki projeleri ve Ukrayna'nın savaş çabalarını zayıflatabilir.
Transatlantik ilişkiler açısından, Almanya'nın NATO içindeki rolü kritik. AfD, NATO'nun Rusya'ya karşı sert tutumunu sorguluyor ve savunma harcamalarının artırılmasına karşı çıkıyor. Bu durum, ABD ile Avrupa arasında gerilim yaratabilir ve Batı ittifakının birliğini bozabilir. Özellikle ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin iç politik nedenlerle azaldığı bir dönemde, Almanya'nın desteğini kaybetmesi Ukrayna için ağır bir darbe olur.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki aşırı sağın yükselişi, Türkiye'yi birkaç açıdan yakından ilgilendiriyor. Öncelikle, Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli insan, AfD'nin göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemlerinden doğrudan etkileniyor. AfD'nin olası bir iktidar ortağı olması, bu toplumun güvenliği ve hakları açısından risk oluşturuyor. İkincisi, Almanya'nın Ukrayna ve Rusya politikasındaki değişim, Türkiye'nin denge politikasını etkileyebilir. Türkiye, Ukrayna'ya desteğini sürdürürken Rusya ile de diyalog kurmuştu. Almanya'nın Batı ittifakından uzaklaşması, Türkiye'nin manevra alanını daraltabilir veya yeni fırsatlar yaratabilir. Ayrıca, Almanya'nın dış yardımları kesmesi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel projeleri (örneğin mülteci yardımları) olumsuz etkileyebilir. Son olarak, Avrupa'da yükselen aşırı sağ, AB-Türkiye ilişkilerinde gerginlik yaratabilir ve vize serbestisi gibi konularda ilerlemeyi zorlaştırabilir.