Almanya'da 6 Eylül'de yapılacak eyalet seçimleri, ülkenin siyasi dengelerini sarsmaya hazırlanıyor. Anketlere göre aşırı sağcı Alternatif für Deutschland (AfD) partisi, doğu Almanya'daki Saksonya ve Thüringen eyaletlerinde birinci parti konumunda. Bu sonuç, kuruluşundan bu yana kendine biçilen 'yangın duvarı' (Brandmauer) rolünü yani diğer partilerin aşırı sağ ile ittifak kurmama ilkesini, çatırdatabilir. Uzmanlar, AfD'nin bu seçimlerde alacağı güçlü oy oranının, ülkedeki göç ve güvenlik politikalarını kökten değiştirebileceğini belirtiyor.
AfD'nin Yükselişi ve 'Yangın Duvarı' Stratejisi
AfD, 2013 yılında kurulduğundan bu yana özellikle doğu eyaletlerinde hızla güç kazandı. Parti, göçmen karşıtı söylemi, İslam karşıtlığı ve Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirileriyle tanınıyor. Almanya'nın ana akım partileri (CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve FDP) ise AfD ile her türlü koalisyon veya iş birliğini reddediyor. Bu tutum, 'yangın duvarı' olarak adlandırılıyor ve Nazi geçmişine duyulan pişmanlıkla şekillenen Alman siyasetinde hassas bir dengeyi temsil ediyor.
Ancak AfD'nin oyları arttıkça, yangın duvarının aşınma riski de artıyor. Özellikle Saksonya ve Thüringen'de AfD'nin yüzde 30'un üzerinde oy alması bekleniyor. Bu durumda, müstakbel hükümetlerin AfD olmadan nasıl kurulabileceği sorusu giderek zorlaşıyor. CDU'nun doğu eyaletlerindeki kolları, AfD ile iş birliğine daha sıcak bakmaya başlamış durumda. Bu da hem CDU içinde hem de ulusal düzeyde büyük tartışmalara yol açıyor.
Partinin aşırı uçları ise daha da radikalleşiyor. Thüringen AfD lideri Björn Höcke, defalarca aşırı milliyetçi söylemleriyle gündeme geldi. Höcke, Almanya'nın geçmişle yüzleşme politikalarını 'aptalca' olarak nitelendirdi ve Nazizmin sembollerini kullandığı için mahkemelerce mahkum edildi. Bu durum, AfD'nin sadece bir protesto partisi olmaktan çıkıp, aşırı sağın bir güç odağı haline geldiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Almanya'nın Siyasi Haritası Değişiyor
AfD'nin yükselişi, yalnızca Almanya'yı ilgilendirmiyor; Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin güç kazandığı bir döneme denk geliyor. Fransa'da Ulusal Birlik, İtalya'da İtalya Kardeşleri ve İspanya'da Vox partisi benzer bir yükseliş içinde. Almanya'nın Avrupa Birliği'nin lokomotifi olduğu düşünüldüğünde, bu gelişme AB'nin orta ve uzun vadede daha sağa kaymasına neden olabilir. Özellikle göç politikası, iklim değişikliği ve AB bütçesi gibi konularda Almanya'nın tutumu kritik önem taşıyor.
Öte yandan, AfD'nin güçlenmesi, Almanya'nın dış politikasında da etkili olabilir. Parti, Rusya'ya yönelik yaptırımlara karşı çıkıyor, NATO'ya eleştirel yaklaşıyor ve ABD ile bağları azaltma vaadinde bulunuyor. Bu tutum, özellikle Ukrayna'daki savaş nedeniyle Alman dış politikasında belirleyici olan Batı yanlısı hassas dengeyi zedeleyebilir. Analistler, AfD'nin güçlenmesinin, Almanya'nın müttefikleriyle ilişkilerinde de gerilimlere yol açabileceği görüşünde.
Seçim sonuçları, sadece eyalet düzeyinde değil, federal hükümetin de istikrarını etkileyebilir. Başbakan Olaf Scholz'un zaten zor günler geçirdiği koalisyon hükümeti, doğudaki yenilgilerle daha da sarsılabilir. Bu da 2025'te yapılacak federal seçimlerde AfD'nin elini güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin güçlenmesi, Türkiye açısından iki yönlü bir etki yaratabilir. Birincisi, parti göçmen karşıtı söylemiyle öne çıkıyor; özellikle Türkiye kökenli göçmenler Almanya'da en büyük Müslüman topluluğu oluşturuyor. AfD'nin oy oranının artması, Almanya'da ayrımcılık ve İslam karşıtlığının artmasına yol açabilir; bu da Türk toplumunu doğrudan etkileyebilir. İkincisi, AfD'nin Rusya'ya yakın duruşu, Avrupa ve NATO'nun doğu kanadıyla dayanışmayı zayıflatabilir. Türkiye, NATO'nun güney kanadında önemli bir müttefik olduğu için, Almanya'daki aşırı sağın güçlenmesi transatlantik güvenlik yapısını da etkileyebilir. Türkiye dış politikası, Almanya'nın bu iç siyasi dönüşümünü yakından izlemek zorundadır.