Almanya’nın önde gelen otomobil üreticileri, Çin pazarına yönelik talepteki yavaşlama ve elektrikli araç dönüşümünün yarattığı kapasite fazlası nedeniyle atıl kalan fabrikalarını yeniden değerlendiriyor. Şirketler, ya Çinli otomotiv firmalarıyla ortak üretim anlaşmaları yaparak bu tesisleri değerlendirmeyi ya da savunma sanayiine yönelerek alternatif gelir kaynakları yaratmayı düşünüyor. Ancak Volkswagen’in savunma alanına girmesi, şirketin Nazi Almanyası döneminde kurulması ve II. Dünya Savaşı’nda ordunun ihtiyaçlarına yönelik üretim yapması nedeniyle tarihsel hassasiyetler taşıyor.
Gelişmenin arka planı: Kapasite fazlası ve dönüşüm baskısı
Alman otomotiv sektörü, Çin’deki talep daralması ve elektrikli araçlara geçişin hızlanmasıyla büyük bir yapısal dönüşüm baskısı altında. 2024 yılı itibarıyla Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz gibi üreticiler, Çin’deki satışlarını artırmak için Çinli teknoloji şirketleriyle batarya ve yazılım ortaklıkları kurdu. Ancak Avrupa’daki fabrikalarında yüksek derecede kapasite kullanım oranı düşük tesisler bulunuyor. Özellikle Volkswagen, Almanya’nın Osnabrück ve Dresden gibi şehirlerdeki fabrikalarını ya kapatma ya da dönüştürme kararı almak zorunda kaldı.
Volkswagen CEO’su Oliver Blume, yakın tarihli bir açıklamasında, şirketin mevcut üretim tesislerini “yeşil enerji ve yeni mobilite çözümleri” için değerlendirmek istediğini belirtti. Ancak savunma sanayiine geçiş ihtimali, şirket içinde tartışmalara yol açtı. Nazi döneminde Volkswagen’in askeri araç üretimi, şirketin kurucu felsefesiyle çelişen bir geçmişe sahip. 1937’de halkın otomobili (Volkswagen) olarak kurulan şirket, savaş yıllarında zorunlu işçi çalıştırarak askeri teçhizat üretti. Bu nedenle şirket, silah üretimiyle anılmak istemiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Çin bağlantılı jeopolitik riskler
Çin ile otomotiv iş birlikleri, Alman ekonomisi için kritik bir dengenin parçası. Çin, Alman otomobil ihracatının en büyük pazarı konumunda. Ancak Çin’de yerli elektrikli araç üreticileri (BYD, NIO gibi) pazar payını hızla artırırken, Alman markaları rekabet avantajını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Çinli şirketlerle ortak üretim, teknoloji transferi ve pazar erişimi sağlasa da Avrupa Birliği’nin Çin’e yönelik gümrük vergileri ve sübvansiyon soruşturmaları bu iş birliklerini zorlaştırabilir.
Savunma sanayii yönelimi ise Avrupa’nın artan savunma harcamalarıyla uyumlu. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası NATO ülkeleri askeri bütçelerini artırırken, Alman hükümeti de Bundeswehr için 100 milyar euroluk özel bir fon ayırdı. Bu ortamda Volkswagen gibi büyük sanayi gruplarının savunma tedarik zincirine girmesi stratejik görünebilir. Ancak şirket, itibar riski ve çalışanlarının olası tepkileri nedeniyle temkinli adımlar atıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, otomotiv sanayiinde üretim üssü rolü ve TOGG gibi yerli elektrikli araç projesiyle bu dönüşümden doğrudan etkilenebilir. Alman şirketlerin Çin’e alternatif arayışı, Türkiye’yi Orta ve Doğu Avrupa ile birlikte üretim üssü olarak öne çıkarabilir. Ancak Almanya’nın savunmaya yönelik kapasite dönüşümü, Türkiye’nin savunma sanayiindeki ihracat hedefleriyle rekabet yaratabilir. Ayrıca, Volkswagen’in Nazi geçmişine ilişkin hassasiyetleri, Türk kamuoyunda tarihsel duyarlılıklarla örtüşen tartışmalara zemin hazırlayabilir. Yine de kısa vadede, Türkiye’nin Çin ile Almanya arasındaki ticaret savaşlarından etkilenme olasılığı daha yüksek görünüyor.