Küresel piyasalar, merkez bankalarının para politikalarına ilişkin belirsizliklerle çalkalanırken, tahvil yatırımcıları uzun vadeli getiri eğrisindeki hareketleri yakından izliyor. Columbia Threadneedle'da Total Return portföy yöneticisi olarak görev yapan Edward Al-Hussainy, uzun vadeli getiri eğrisindeki yükselişin devam edeceğini öngörüyor. Al-Hussainy, enflasyon dinamikleri, merkez bankası politikaları ve ekonomik büyüme beklentileri gibi bir dizi faktörün bu hareketi desteklediğini belirtiyor. Bloomberg'e konuşan Al-Hussainy, yatırımcıların dikkatini çeken bu gelişmenin, küresel tahvil piyasaları üzerinde önemli etkileri olabileceğini vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Uzun vadeli getiri eğrisi, 10 yıl ve üzeri vadeli devlet tahvillerinin getirilerini ifade ediyor. Son dönemde, özellikle ABD Hazinesi'nin uzun vadeli tahvillerinde getirilerde belirgin bir artış gözlemleniyor. Bu yükselişin arkasında, enflasyonun beklenenden daha yapışkan olması ve merkez bankalarının faiz indirimlerine geç başlayacağına dair artan beklentiler yatıyor. Al-Hussainy, "Getiri eğrisinin uzun tarafındaki hareket, sadece ABD'ye özgü değil, küresel bir fenomen. Avrupa'da da benzer bir tablo görüyoruz. Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede kararlı duruşu, uzun vadeli enflasyon beklentilerini yukarı çekiyor ve bu da getirileri destekliyor" diyor.
Öte yandan, ekonomik büyümenin dirençli seyretmesi, uzun vadeli tahvillere olan talebi azaltıyor. Yatırımcılar, daha yüksek getiri arayışıyla kısa vadeli araçlara yöneliyor ya da hisse senedi piyasalarında fırsatlar arıyor. Al-Hussainy, "Ekonomik veriler, resesyon senaryosunun giderek uzaklaştığını gösteriyor. Bu da uzun vadeli tahvillerin güvenli liman özelliğini zayıflatıyor" şeklinde konuşuyor. Ayrıca, ABD'de artan bütçe açıkları ve borçlanma ihtiyacı, hazine tahvili arzının artmasına neden oluyor; bu da getiriler üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Uzun vadeli getiri eğrisindeki bu yükseliş, gelişmekte olan ülke piyasalarını da etkiliyor. Özellikle yüksek dış borçlu ve cari açık veren ülkeler, küresel faiz oranlarındaki artıştan olumsuz etkileniyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, uzun vadeli getirilerin yükselmesi, döviz kurları üzerinde baskı oluşturabilir ve sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Al-Hussainy, "Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerdeki getiri artışına karşı kırılgan. Bu durum, para birimlerinde değer kaybına ve enflasyonist baskıların artmasına yol açabilir" uyarısında bulunuyor.
Küresel anlamda, uzun vadeli getirilerdeki yükseliş, şirketlerin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Özellikle uzun vadeli yatırım projeleri finanse ederken tahvil ihraç eden şirketler, daha yüksek faiz ödemek zorunda kalıyor. Bu durum, ekonomik büyümeyi yavaşlatıcı bir etki yapabilir. Ancak Al-Hussainy, bu durumun herkes için kötü olmadığını, bankaların ve sigorta şirketlerinin uzun vadeli yatırımlarından daha yüksek getiri elde edebileceğini belirtiyor. "Getiri eğrisindeki bu hareket, bazı sektörler için fırsatlar da yaratıyor. Özellikle sabit getirili portföylerde uzun vadeye yatırım yapanlar, daha iyi getiri elde edebilir" diye ekliyor.
Uzmanlar, merkez bankalarının para politikalarını ne zaman gevşeteceğine dair belirsizliğin sürmesinin, getiri eğrisindeki hareketliliği devam ettireceğini öngörüyor. Al-Hussainy, "Piyasalar, ilk faiz indiriminin zamanlamasını tahmin etmeye çalışıyor. Ancak enflasyon hedefinin üzerinde seyrettiği sürece merkez bankalarının temkinli olması beklenir. Bu da uzun vadeli getirilere yukarı yönlü baskı yapmaya devam edecek" şeklinde konuşuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel uzun vadeli getirilerdeki yükseliş, Türkiye ekonomisi için doğrudan olmasa da dolaylı riskler barındırıyor. Gelişmiş ülkelerdeki faiz artışları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarına neden olabilir; bu da TL üzerinde baskı oluşturabilir ve Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını artırabilir. Ayrıca, küresel faizlerin yüksek seyretmesi, Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki talep koşullarını olumsuz etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin kendi para politikası ve makro ihtiyati tedbirleri, bu etkileri sınırlamada önemli rol oynuyor. Yerel seçimler sonrasında ekonomik programa dair belirsizliklerin azalması, Türkiye'nin bu küresel dalgalanmaya karşı direncini artırabilir. Bu nedenle, Türk yetkililerin küresel piyasalardaki gelişmeleri yakından takip etmesi ve gerekli tedbirleri alması büyük önem taşıyor.