Sahra Altı Afrika'nın en kırılgan topluluklarında yeni doğan ölümleri hızla artıyor. BM verilerine göre, bölgede her yıl yaklaşık 1,2 milyon yeni doğan, doğumun ilk 28 günü içinde hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin büyük çoğunluğu önlenebilir nedenlerden kaynaklanıyor: prematürite, doğum sırasında yaşanan komplikasyonlar, enfeksiyonlar ve yetersiz beslenme. Ancak son dönemde yaşanan küresel yardım kesintileri, bu rakamları daha da kötüleştiriyor. Çatışma, iklim değişikliği ve yerinden edilme gibi faktörlerle birleşen yardım kesintileri, dünyanın en tehlikeli doğum bölgelerinde anneleri ve bebekleri korumasız bırakıyor.
Çatışma ve yardım kesintileri: Anneler neden yalnız?
Liz Cookman ve Nick Ferris'in araştırmasına göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya, Sudan ve Somali gibi ülkelerdeki anneler, doğum öncesi bakım, güvenli doğum koşulları ve doğum sonrası destek hizmetlerine erişemiyor. Örneğin, Kongo'nun doğusundaki çatışma bölgelerinde sağlık merkezleri ya yıkılmış ya da güvenlik nedeniyle kapatılmış durumda. Yardım kuruluşları, özellikle Birleşmiş Milletler'in insani yardım fonlarına yapılan katkılardaki düşüş nedeniyle, sahada personel ve tıbbi malzeme bulundurmakta zorlanıyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün 2023 raporuna göre, Sahra Altı Afrika'da her 100.000 canlı doğumda ortalama 500 anne hayatını kaybediyor. Bu oran, gelişmiş ülkelerdeki 12'ye karşılık, dünya ortalamasının neredeyse iki katı. Yeni doğan ölüm hızları da benzer şekilde yüksek: örneğin, Nijerya'da her 1.000 canlı doğumda 34,3 yeni doğan ölümü gerçekleşiyor; bu oran dünya ortalamasının (17,3) neredeyse iki katı.
İklim değişikliği ve yerinden edilme: Kısır döngü
İklim değişikliği, bu bölgelerdeki kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Kuraklık, sel ve diğer aşırı hava olayları, toplulukları yerinden ediyor ve gıda güvensizliğini artırıyor. Yerinden edilmiş kadınlar, sağlık hizmetlerine erişimde daha büyük engellerle karşılaşıyor. Örneğin, Somali'deki kuraklık nedeniyle ülke genelinde 1,8 milyon çocuk akut yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya. Bu durum, hem anne ölümlerini hem de yeni doğan ölümlerini tetikliyor.
BM Nüfus Fonu'na göre, 2024'te çatışma ve yerinden edilme nedeniyle Sahra Altı Afrika'da 4,2 milyon kadın insani yardıma muhtaç. Ancak mevcut yardım finansmanı, ihtiyaçların yalnızca %30'unu karşılayabiliyor. Bu açık, annelerin ve bebeklerin hayatını doğrudan tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika'daki kalkınma iş birliği ve insani diplomasi yaklaşımı açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, son yıllarda Sahra Altı Afrika'da kalkınma yardımlarını artırmış ve bölgede sağlık altyapısının güçlendirilmesine katkı sağlamıştı. Ancak küresel yardım kesintileri, Türkiye'nin bu bölgelerdeki etkisini de etkileyebilir. Türk devlet ve sivil toplum kuruluşlarının, annelerin ve çocukların ölüm oranlarını azaltmaya yönelik projeler geliştirmesi, hem insani değerler hem de uzun vadeli diplomatik kazanım açısından kritik. Ayrıca, bu kriz Türkiye'nin göç ve güvenlik dinamiklerini de etkileyebilir; bölgedeki istikrarsızlık, düzensiz göç akımlarını artırabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, uluslararası toplumla birlikte bu soruna kalıcı çözümler üretmesi gerekiyor.