Afrika'da son yıllarda hız kazanan 'Yeşil Devrim' politikaları, kıtanın geleneksel tarım ürünlerini ve gıda çeşitliliğini tehdit ediyor. Tek ürün tarımının (monokültür) yaygınlaşması, iklime dayanıklı ve besin değeri yüksek yerel bitkilerin üretimini geriletiyor. Uzmanlar, bu eğilimin hem gıda güvenliğini hem de kırsal geçim kaynaklarını olumsuz etkilediğini belirtiyor.
Yeşil Devrim'in Arka Planı
Yeşil Devrim, 20. yüzyılın ortalarında Asya ve Latin Amerika'da buğday ve pirinç verimini artırarak açlıkla mücadelede başarı sağlamıştı. Son yirmi yılda aynı model, Afrika'da da hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör tarafından teşvik ediliyor. Yüksek verimli tohumlar, kimyasal gübreler ve pestisitler kullanılarak mısır, pirinç ve soya gibi belirli ürünlerin üretimi artırılıyor. Ancak bu yaklaşım, dar bir ürün yelpazesine odaklandığı için biyoçeşitliliği azaltıyor.
Afrika'da geleneksel olarak yetiştirilen darı, sorgum, tef, yer fıstığı, manyok, tatlı patates ve yerel sebzeler, kuraklığa ve zararlılara karşı son derece dayanıklı. Ayrıca bu ürünler, vitamin, mineral ve protein açısından zengin. Ancak yeşil devrim politikaları, çiftçileri daha yüksek kâr vaadiyle tek ürün ekimine yönlendiriyor. Sonuç olarak, geleneksel tohumlar kayboluyor ve yerel gıda sistemleri zayıflıyor.
Örneğin, 2023 yılında yayımlanan bir BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) raporuna göre, Sahra Altı Afrika'da geleneksel tahıl üretimi son on yılda yüzde 15 azaldı. Buna karşılık mısır üretimi yüzde 30 arttı. Bu değişim, kıtanın iklim krizine karşı direncini düşürüyor; çünkü mısır, kuraklığa karşı hassas bir bitki.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afrika'nın yeşil devrimi, küresel gıda piyasaları ve iklim hedefleri açısından da kritik. Dünya nüfusunun hızla arttığı bir dönemde, gıda üretimini artırmak elbette önemli. Ancak uzmanlar, sürdürülebilir bir yolun monokültür yerine agroekolojik yöntemlerden geçtiğini savunuyor. Agroekoloji, yerel bilgiyi ve biyoçeşitliliği merkeze alarak hem verimliliği hem de dayanıklılığı artırıyor.
Uluslararası kuruluşlar arasında görüş ayrılıkları var. Dünya Bankası ve Rockefeller Vakfı gibi kuruluşlar, yeşil devrimi desteklerken; bazı sivil toplum örgütleri ve bilim insanları, bu modelin küçük çiftçileri borçlandırdığını ve gıda egemenliğini zedelediğini belirtiyor. Afrika Birliği, 2025 yılına kadar tarımsal yatırımları artırmayı hedeflese de, hangi tarım modelinin destekleneceği tartışmalı.
İklim değişikliği, Afrika'yı orantısız şekilde etkiliyor. Kuraklıklar ve seller, geleneksel ürünleri bile zorluyor. Ancak geleneksel çeşitler, bu zorlu koşullara daha iyi uyum sağlıyor. Dolayısıyla, geleneksel gıdaların korunması, iklim adaptasyonu için hayati önem taşıyor. Son yıllarda bazı ülkeler, kaybolan tohumları korumak için tohum bankaları kuruyor. Kenya'daki Gençlik Tohum Bankası gibi girişimler, çiftçilere yerel tohumlara erişim sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afrika'daki yeşil devrim tartışması, Türkiye'nin tarım ve dış politika gündemini de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda Afrika ile tarımsal işbirliğini artırdı; TİKA ve özel şirketler aracılığıyla kıtada tarım projeleri yürütüyor. Eğer Afrika'da monokültür yaygınlaşırsa, Türkiye'nin tarımsal ihracatı ve gıda ithalatı olumsuz etkilenebilir. Ayrıca Türkiye, kendi geleneksel tohumlarını ve agroekolojik yöntemleri koruma konusunda benzer sorunlarla karşı karşıya. Bu nedenle, uluslararası platformlarda sürdürülebilir tarımı savunmak, Türkiye'nin hem ekonomik hem de stratejik çıkarlarına hizmet eder.