Almanya'nın aşırı sağcı partisi Almanya için Alternatif (AfD), 6 Eylül 2026'da yapılacak Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde tarihi bir zafer kazanmaya hazırlanıyor. Son anketler, partinin oy oranının yüzde 40'ın üzerinde olduğunu gösteriyor. Eğer AfD eyalet parlamentosunda mutlak çoğunluğu elde ederse, 1945'ten bu yana ilk kez bir aşırı sağ parti Almanya'da bir eyaleti tek başına yönetme şansı yakalayacak. Bu durum, ülke siyasetinde ve Avrupa genelinde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Seçim öncesi tablo ve AfD'nin yükselişi
Saksonya-Anhalt, Almanya'nın doğusunda yer alan ve yaklaşık 2,2 milyon nüfusa sahip bir eyalet. 6 Eylül 2026'da yapılacak seçimlerde 97 sandalye için mücadele edilecek. AfD, son dönemde yapılan tüm kamuoyu yoklamalarında yüzde 40 civarında destek görüyor. Bu oran, partinin 2021'deki eyalet seçimlerinde aldığı yüzde 20,8'lik oyun neredeyse iki katı. Anketler, AfD'nin en yakın rakibi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile arasındaki farkı 15 puana kadar çıkardığını gösteriyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Sol Parti ise yüzde 10'un altında kalma riskiyle karşı karşıya.
AfD'nin bu denli güçlü olmasının arkasında birkaç faktör yatıyor. Öncelikle, eyalette göçmen karşıtı söylemler geniş yankı buluyor. Parti, özellikle 2015'ten bu yana artan mülteci nüfusuna karşı sert politikalar vaat ediyor. İkincisi, ekonomik belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, seçmenlerin ana akım partilere olan güvenini sarsmış durumda. Üçüncü olarak, AfD'nin sosyal medyayı etkili kullanması ve yerel düzeyde güçlü bir taban örgütlenmesi oluşturması, diğer partilerin önüne geçmesini sağlıyor. Ayrıca, Almanya'nın doğusunda federal hükümete duyulan tepki, AfD'yi protesto oylarının merkezine yerleştirmiş durumda.
AfD'nin başbakan adayı, eyalet lideri olarak tanınan bir isim. Parti, seçim kampanyasında "göçü durdurma", "enerji bağımsızlığı" ve "yerel yönetimlerin güçlendirilmesi" gibi temaları öne çıkarıyor. Anketlere göre, seçmenlerin yaklaşık yüzde 60'ı AfD'nin göç politikalarını destekliyor. Bu durum, partinin sadece protesto oylarıyla değil, aynı zamanda kalıcı bir taban kazandığını gösteriyor.
Almanya ve Avrupa için olası sonuçlar
AfD'nin Saksonya-Anhalt'ta mutlak çoğunluk kazanması, Almanya'nın siyasi dengelerini derinden etkileyecek. 1945'ten bu yana ilk kez aşırı sağ bir partinin bir eyaleti yönetmesi, ülkenin anayasal düzenine yönelik endişeleri artıracak. AfD, halihazırda Federal Anayasa Koruma Teşkilatı tarafından "şüpheli" statüde izleniyor; bazı eyalet teşkilatları ise "aşırı sağcı" olarak sınıflandırılmış durumda. Eğer parti iktidara gelirse, eyalet polisi, yargı ve eğitim sistemi üzerinde önemli atamalar yapma yetkisi kazanacak. Bu da Almanya'nın federal yapısında ciddi bir kırılma yaratabilir.
Diğer eyaletlerde de benzer bir yükseliş trendi var. Thüringen, Saksonya ve Brandenburg'da AfD anketlerde önde gidiyor. Eğer Saksonya-Anhalt'ta zafer kazanılırsa, bu dalga diğer eyaletlere de sıçrayabilir. Federal düzeyde ise AfD, şu an ana muhalefet partisi konumunda. 2025 federal seçimlerinde yüzde 20'nin üzerinde oy alan parti, hükümet kurma pazarlıklarında kilit rol oynayabilir. Ancak diğer partilerin AfD ile koalisyon yapmayı reddetmesi, siyasi tıkanıklığa yol açabilir.
Avrupa Birliği açısından ise bu gelişme, göç politikaları ve demokrasi standartları konusunda endişe yaratıyor. Avrupa Parlamentosu'nda da güçlü bir grubu bulunan AfD, AB'nin iklim politikalarına, genişleme stratejisine ve mülteci anlaşmalarına karşı çıkıyor. Almanya'nın en büyük ekonomisi olduğu AB'de, aşırı sağın yükselişi, birliğin iç uyumunu zayıflatabilir. Fransa'daki Ulusal Birlik (RN), İtalya'daki Brothers of Italy ve Macaristan'daki Fidesz gibi partilerle işbirliği yapan AfD, Avrupa'daki sağcı blokun daha da güçlenmesine katkı sağlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin Saksonya-Anhalt'ta elde edeceği olası zafer, Türkiye-AB ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. AfD, Türkiye'nin AB üyeliğine açıkça karşı çıkan ve göçmen karşıtı politikalarıyla bilinen bir parti. Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli göçmenin hakları, aşırı sağın yükselişiyle daha fazla tehdit altına girebilir. Ayrıca, Almanya'nın AB içindeki dengeleyici rolü zayıflarsa, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü diyalog ve ekonomik işbirliği olumsuz etkilenebilir. Enerji ve ticaret alanında Almanya ile yakın ilişkileri olan Türkiye, siyasi istikrarsızlıktan kaçınmak için alternatif diplomatik kanallar geliştirmeye yönelebilir.