Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerindeki tarihi zaferinin ardından on binlerce kişi ülke genelinde sokağa döküldü. Yaklaşık 20 şehirde düzenlenen gösterilerde protestocular, aşırı sağın yükselişine karşı demokrasiyi savunduklarını belirtti. Gösteriler, ana akım partilerin AfD ile koalisyon kurma olasılığını hâlâ dışlamasına rağmen gerçekleşti.
Seçim sonuçları ve gösterilerin arka planı
Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde AfD, oyların yaklaşık yüzde 27'sini alarak Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin ardından ikinci sırada yer aldı. Bu sonuç, AfD'nin Doğu Almanya'da elde ettiği en yüksek oy oranı olarak kayda geçti. Seçim sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından ülkenin dört bir yanından insanlar, "Demokrasiyi savunuyoruz" sloganıyla meydanlara indi. Berlin, Hamburg, Köln, Leipzig ve Dresden gibi büyük şehirlerin yanı sıra Magdeburg ve Halle gibi Saksonya-Anhalt'ın kentlerinde de yürüyüşler düzenlendi.
Göstericiler, AfD'nin yükselişinin sadece bir eyalet sorunu olmadığını, ülke genelinde demokratik değerlere yönelik bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Ellerinde "Faşizme geçit yok", "Çeşitlilik güçtür" yazılı pankartlar taşıyan kalabalıklar, ana akım partilere de seslenerek aşırı sağla işbirliği yapılmaması çağrısında bulundu. Polis, gösterilerin büyük ölçüde barışçıl geçtiğini, küçük çaplı arbede yaşandığını ancak ciddi bir olayın rapor edilmediğini açıkladı.
Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, seçim sonuçlarını "endişe verici" olarak nitelendirirken, ana akım partilerin AfD ile hiçbir koşulda koalisyon kurmayacağını yineledi. CDU lideri Armin Laschet de benzer bir açıklama yaparak "AfD ile ortaklık söz konusu olamaz" dedi. Ancak siyaset bilimciler, AfD'nin kalıcı bir siyasi güç haline geldiğini ve bu durumun uzun vadede Almanya'nın siyasi dengelerini değiştirebileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AfD'nin yükselişi, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin artan etkisinin bir yansıması olarak görülüyor. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da Brothers of Italy, İspanya'da Vox ve Macaristan'da Fidesz gibi partiler de benzer şekilde göç karşıtı ve milliyetçi söylemlerle oylarını artırıyor. Almanya'daki bu gelişme, Avrupa Birliği'nin iç dinamiklerini ve göç politikalarını doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Özellikle 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde aşırı sağın güçlenmesi, AB'nin iklim, göç ve genişleme politikalarında tıkanıklığa yol açabilir.
Almanya, Avrupa'nın en büyük ekonomisi ve AB'nin motor gücü olarak kabul ediliyor. AfD'nin yükselişi, ülkenin istikrarına yönelik bir tehdit olarak algılanıyor ve yatırımcı güvenini sarsabileceği değerlendiriliyor. Ayrıca, Almanya'nın Ukrayna'ya verdiği destek ve Rusya'ya karşı uyguladığı yaptırımlar konusunda AfD'nin farklı bir tutum sergilemesi, Batı ittifakı içinde çatlak yaratabilir. AfD, Ukrayna'ya silah yardımını eleştiriyor ve Rusya ile diyaloğu savunuyor.
Gösteriler, Alman sivil toplumunun aşırı sağa karşı ne kadar örgütlü olduğunu da gösteriyor. Sendikalar, insan hakları örgütleri, kiliseler ve spor kulüpleri de protestolara destek verdi. "AfD'ye dur de" kampanyası kapsamında düzenlenen etkinlikler, önümüzdeki haftalarda da devam edecek. Ancak uzmanlar, bu tür protestoların seçim sonuçlarını değiştirmekte yetersiz kalabileceğini, zira AfD seçmeninin büyük ölçüde göç, ekonomik kaygılar ve elit karşıtlığı temelinde motive olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki aşırı sağın yükselişi, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli insan, AfD'nin göç karşıtı ve İslamofobik söylemlerinden doğrudan etkilenebilir. AfD'nin güçlenmesi, Türk toplumuna yönelik ayrımcılık ve nefret suçlarında artışa yol açabilir. Ayrıca, Almanya'nın AB içindeki konumu ve Türkiye-AB ilişkilerindeki rolü düşünüldüğünde, siyasi istikrarsızlık Türkiye'nin AB ile diyaloğunu da olumsuz etkileyebilir. Ekonomik açıdan, Almanya'daki siyasi belirsizlik Türk ihracatçıları ve yatırımcılar için risk oluşturuyor. Türkiye, Almanya'daki Türk toplumunun haklarını korumak için diplomatik girişimlerini sürdürmeli ve aşırı sağın yükselişine karşı Avrupa'daki demokratik güçlerle işbirliğini güçlendirmelidir.