Uluslararası Af Örgütü, 2022 yılında İran'da patlak veren ve güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle bastırılan "Kadın, Yaşam, Özgürlük" protestolarına ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. Raporda, göstericilere yönelik sistematik ve yaygın saldırılar nedeniyle 87 İranlı yetkilinin "insanlığa karşı suç" işlediği belirtilerek, bu kişiler hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarılması ve yargılanmaları çağrısında bulunuldu. Af Örgütü, söz konusu suçların sorumlularının cezasız kalmaması gerektiğini vurguladı.
Protestoların Arka Planı ve Baskı
22 yaşındaki Mahsa Amini'nin 16 Eylül 2022'de ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi, İran genelinde benzeri görülmemiş bir öfke dalgasına yol açtı. "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganıyla anılan gösteriler başlangıçta başörtüsü zorunluluğuna karşı bir tepki olarak doğsa da kısa sürede rejim karşıtı bir harekete dönüştü. Güvenlik güçleri gösterileri dağıtmak için gerçek mühimmat kullandı; yüzlerce kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi gözaltına alındı. Af Örgütü'nün raporu, güvenlik güçlerinin sistematik olarak gözaltına alınanlara işkence ettiğini, cinsel şiddet uyguladığını ve bazı durumlarda keyfi infazlar gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. Raporda, bu eylemlerin "devlet politikası" olarak nitelendirilebilecek bir düzeyde olduğu ve bu nedenle insanlığa karşı suç kapsamına girdiği ifade ediliyor.
Af Örgütü, sorumluların isimlerini ve suçlamaları içeren kapsamlı bir dosya hazırlayarak Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve çeşitli ülkelerin yargı organlarına sundu. Raporda, İran'ın UCM'ye taraf olmamasına rağmen, evrensel yargı yetkisi ilkesi çerçevesinde diğer ülkelerin bu kişileri yargılayabileceği hatırlatılıyor. Örgüt ayrıca, İran'ın yargı ve güvenlik kurumlarının yanı sıra Devrim Muhafızları gibi yapıların üst düzey yetkililerinin de suçların azmettiricisi olduğunu belirtiyor. Bu kapsamda, aralarında eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski İçişleri Bakanı Ahmet Vahidi ve eski Emniyet Genel Müdürü Hüseyin Aşteri'nin de bulunduğu isimler yer alıyor.
Uluslararası Boyut ve Tepkiler
Af Örgütü'nün çağrısı, İran'da insan hakları ihlallerinin uluslararası alanda hesap sorulabilirliği açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. İran hükümeti ise suçlamaları reddediyor ve protestoları "dış güçlerin kışkırttığı kaos" olarak nitelendiriyor. Tahran yönetimi, insan hakları örgütlerini "siyasi gündemli" olmakla suçlarken, kendi yargı sisteminin bağımsız olduğunu savunuyor. Ancak uluslararası toplum, özellikle Batılı ülkeler, İran'a yönelik yaptırımları sürdürüyor ve insan hakları ihlallerini kınıyor. Birleşmiş Milletler de benzer şekilde İran'daki durumu araştırmak üzere bir raportör atamış durumda.
Öte yandan, son yıllarda İran'da kadın hakları ve rejim karşıtı hareketler çeşitli biçimlerde devam ediyor. Başörtüsü takmayan kadınlara yönelik baskılar artarken, ülke içinde ve dışında protestolar zaman zaman alevleniyor. Af Örgütü'nün bu raporu, cezasızlık kültürüne karşı uluslararası baskıyı artırmayı ve gelecekte benzer ihlallerin önlenmesini amaçlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki insan hakları ihlalleri ve olası yargı süreçleri, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve dış politika dengeleri açısından önem taşıyor. Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip; ekonomik iş birliği ve enerji bağımlılığı devam ederken, Suriye ve Irak gibi konularda rekabet de yaşanıyor. Uluslararası alanda İran'a yönelik artan baskı, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını etkileyebilir. Ayrıca, İran'daki istikrarsızlık sınır güvenliği ve mülteci hareketleri açısından risk oluşturuyor. Türkiye'nin insan hakları ihlallerine karşı tutumu, Batı ile ilişkilerinde belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor.