ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 17 Haziran'da birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda Hürmüz Boğazı'ndaki gerginliğin yeni bir boyuta taşındığını ortaya koydu. Trump, İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının kararlılıkla sürdüğünü vurgularken, Pezeşkiyan ise ABD'nin bölgedeki askeri varlığını 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi ve İran'ın deniz yollarının güvenliğini sağlama hakkını saklı tuttuğunu belirtti.
Gelişmenin arka planı: İran'ın nükleer programı ve yaptırımlar
İki liderin açıklamaları, İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası müzakerelerin tıkanmasının hemen ardından geldi. Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yüzde 60 seviyesine çıkarırken, ABD ve müttefikleri bu adımı 'provokasyon' olarak değerlendiriyor. Trump yönetimi, İran'a yönelik yaptırımları daha da sıkılaştırmayı hedeflerken, Pezeşkiyan hükümeti ekonomik krizi bahane ederek müzakere masasına dönmeye sıcak bakmıyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. İran, 2019'da olduğu gibi yine tankerlerin geçişini engelleme tehdidinde bulunurken, ABD Donanması bölgeye ek savaş gemileri konuşlandırdı. Bu durum, iki ülke arasında 'vur-kaç' tarzı deniz çatışmalarının yaşanabileceği endişesini artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol fiyatları ve Körfez güvenliği
Gerilimin tırmanması, küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Hürmüz Boğazı'nın olası bir kapatılması, petrol varil fiyatının 100 doların üzerine çıkmasına neden olabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin liderliğindeki Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), bölgesel güvenliği tehdit eden bu duruma karşı ortak bir duruş sergilemeye çalışıyor. Ancak KİK içindeki derin ayrılıklar, etkin bir müdahaleyi zorlaştırıyor.
Rusya ve Çin, krizin diplomatik yollarla çözülmesi çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde henüz somut bir adım atılmış değil. Uzmanlar, İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri üzerindeki etkisi nedeniyle bu krizin yalnızca deniz yollarıyla sınırlı kalmayacağını, Orta Doğu'nun geniş bir bölgesini etkileyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu gerilim, Türkiye için iki açıdan kritik önem taşıyor. Birincisi, Türkiye enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal ediyor ve bu ithalatın önemli bir kısmı Basra Körfezi'nden geçiyor. Olası bir petrol fiyatı artışı, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu doğrudan etkileyebilir. İkincisi, Türkiye'nin İran ve ABD ile olan ikili ilişkileri bu krizden etkilenebilir. Ankara, İran'a yönelik yaptırımlara katılmamakla birlikte, ABD ile stratejik ortaklığını da sürdürmeye çalışıyor. Bu dengeli pozisyon, Türkiye'yi iki ateş arasında bırakabilir; hem İran'la ticari ilişkilerini korumak hem de ABD'nin baskılarına direnmek zorunda kalabilir.