Avustralya’nın Victoria eyaletinde son beş yılda 121 Aborijin kökenli kişinin intihar sonucu yaşamını yitirmesi, toplumda büyük bir infial yarattı. Yerli sağlık örgütleri, 2021 yılında Kraliyet Komisyonu’nun önerdiği Şifa Merkezleri’nin (Healing Centres) hâlâ hayata geçirilmediğini ve eyalet hükümetinin bu konuda “hiçbir şey yapmadığını” belirterek, “Yeter artık” çağrısında bulundu. Bu trajik tablo, Avustralya’nın yerli toplumlara yönelik sağlık ve sosyal politikalarındaki derin eksiklikleri bir kez daha gündeme getiriyor.
Kraliyet Komisyonu’nun önerileri rafa mı kaldırıldı?
2021 yılında, Victoria eyaletindeki Yerli toplumların yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla kurulan Kraliyet Komisyonu, kapsamlı bir rapor yayımlamıştı. Raporda, yerli toplulukların ruh sağlığı ve intihar oranlarıyla mücadele için topluluk temelli “Şifa Merkezleri” kurulması önerilmişti. Bu merkezlerin, kültürel olarak duyarlı destek hizmetleri sunması ve intiharı önleme stratejilerinin merkezi olması planlanıyordu. Ancak, Aborijin sağlık hizmeti sağlayıcıları, bu önerilerin uygulanmadığını ve eyalet hükümetinin söz konusu merkezler için herhangi bir fon ayırmadığını ifade ediyor.
İntihar sayılarındaki artış, özellikle genç Aborijin bireyler arasında endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Uzmanlar, bu durumun tarihsel travmalar, ayrımcılık, sosyal dışlanma ve ekonomik eşitsizlikler gibi faktörlerin bir sonucu olduğunu vurguluyor. Yerli toplulukların liderleri, hükümeti harekete geçmeye çağırırken, acil eylem planı oluşturulması talebini yineliyor.
Avustralya genelinde artan sorun
Victoria’daki bu tablo, Avustralya genelindeki daha büyük bir sorunun yansıması olarak değerlendiriliyor. Aborijin ve Torres Boğazı Adalı topluluklarında intihar oranları, ülke ortalamasının neredeyse iki katı düzeyinde. Son yıllarda yapılan araştırmalar, yerli toplumların ruh sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaştığını ve mevcut hizmetlerin kültürel açıdan yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Avustralya hükümeti, 2020 yılında Ulusal Aborijin ve Torres Boğazı Adalı Ruh Sağlığı Stratejisi’ni yayımlamış olsa da, bu stratejinin uygulanması ve finansmanı konusundaki belirsizlik sürüyor.
Yerli sağlık örgütleri, ulusal düzeyde koordineli bir yaklaşımın gerekliliğine dikkat çekiyor. Şifa Merkezleri’nin sadece Victoria’da değil, tüm Avustralya’da yaygınlaştırılması gerektiğini savunan örgütler, bu merkezlerin toplulukların kendi kaderini tayin etme ilkesiyle yönetilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ayrıca, intihar oranlarını düşürmek için yalnızca sağlık hizmetlerinin değil, konut, eğitim ve istihdam gibi sosyal belirleyicilerin de iyileştirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Uluslararası toplumun gözü Avustralya’da
Bu trajedi, uluslararası kamuoyunda da yankı buluyor. Birleşmiş Milletler Yerli Hakları Özel Raportörü, daha önce Avustralya’yı yerli toplumların haklarına yönelik uygulamalarda yetersiz kalmakla eleştirmişti. İntihar vakalarının artması, bu eleştirileri güçlendirirken, Avustralya’nın uluslararası itibarını da olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, Avustralya’nın yerli politikalarını gözden geçirmesi ve BM deklarasyonlarındaki taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya’daki bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir dış politika meselesi olmaktan ziyade, yerli toplulukların hakları ve sosyal adalet konularında küresel farkındalık yaratması açısından önem taşıyor. Türkiye, uluslararası platformlarda azınlık hakları ve kültürel çeşitliliğin korunması konularına duyarlılık gösteren bir ülke olarak, bu tür trajedilerin ders çıkarılması gereken örnekler olduğunu düşünebilir. Ayrıca, ruh sağlığı hizmetlerinin toplumsal refah için kritik önemde olduğu gerçeği, Türkiye’nin kendi sağlık politikalarını geliştirirken göz önünde bulundurabileceği bir noktadır. Bu tür haberler, küresel sağlık eşitsizlikleriyle mücadelede uluslararası iş birliğinin gerekliliğini bir kez daha hatırlatmaktadır.