ABD’nin önümüzdeki yüzyılı, Pekin’in eşi benzeri görülmemiş ölçeği ve ekonomik nüfuzu karşısında şekillenecek. Rush Doshi’ye göre Çin’in en büyük avantajı, 1,4 milyarlık nüfusu ve hızlı büyüyen ekonomisiyle elde ettiği devasa ölçek. Ancak Washington, Asya ve Avrupa’daki müttefikleriyle oluşturacağı bir koalisyon sayesinde bu üstünlüğe karşı koyabilir. Bu makale, küresel güç dengelerindeki değişimi ve ABD’nin stratejik seçeneklerini analiz ediyor.
Gelişmenin arka planı
Rush Doshi, Brookings Enstitüsü‘nden bir analist ve eski ABD Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi. Doshi’ye göre Çin, ekonomik büyüklük, ticaret hacmi ve teknolojik ilerleme gibi alanlarda ABD’yi yakalamakla kalmıyor, aynı zamanda demografik ve altyapısal avantajlarıyla da öne çıkıyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, dünya çapında 140’tan fazla ülkeyi kapsayan bir ticaret ve yatırım ağı oluştururken, Pekin’in Asya’daki askeri varlığı da giderek artıyor.
Ancak Doshi, Çin’in ölçeğinin aynı zamanda bir zayıflık kaynağı olabileceğini de belirtiyor. Büyük bir nüfus, yaşlanma ve iş gücü verimliliği sorunlarını da beraberinde getiriyor. Ayrıca Çin’in otoriter yönetim modeli, uzun vadede inovasyon ve ittifak kurma kapasitesini sınırlayabilir. ABD’nin avantajı ise demokratik değerler, ittifak ağları ve finansal piyasalardaki derinliği. Doshi, “ABD, müttefikleriyle birlikte bir ‘büyük strateji’ oluşturmalı” diyor.
Öte yandan, Çin’in ekonomik büyüme hızı son yıllarda yavaşlasa da, GSYİH’sı 2023 itibarıyla 17,7 trilyon dolara ulaştı. ABD’nin 26,9 trilyon dolar olan GSYİH’sına kıyasla hâlâ geride olsa da, satın alma gücü paritesinde Çin 2014’ten beri ABD’yi geçmiş durumda. Bu da Pekin’in küresel ticaret ve finansal sistemde daha fazla söz sahibi olmasını sağlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Doshi’nin analizi, sadece iki ülke arasındaki rekabete odaklanmıyor. Çin’in yükselişi, Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir güç dengesi yaratıyor. Güney Çin Denizi’ndeki toprak anlaşmazlıkları, Tayvan’ın statüsü ve Kuzey Kore’nin nükleer programı gibi konular, ABD-Çin rekabetini doğrudan etkiliyor. ABD’nin Hint-Pasifik stratejisi, Japonya, Avustralya, Hindistan ve Güney Kore gibi ülkelerle ittifakları güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca Avrupa Birliği de Çin’e karşı daha temkinli bir duruş sergiliyor; AB, teknolojik bağımlılığı azaltmak ve ticaret dengesizliklerini gidermek için yeni düzenlemeler getiriyor.
Küresel ölçekte, Çin’in etkisi sadece Asya’yla sınırlı değil. Afrika ve Latin Amerika’da büyüyen ticaret ve yatırımlar, Pekin’in yumuşak gücünü artırıyor. Ancak Batılı ülkeler, Çin’in Uygur azınlığa yönelik politikaları ve teknoloji transferi konusundaki baskıları gibi insan hakları ihlallerini sık sık eleştiriyor. Doshi, “Müttefikler, ortak değerler etrafında birleşerek Çin’in bölücü etkisine karşı koyabilir” diye ekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki bu rekabette stratejik bir denge politikası izliyor. NATO üyesi olarak Batı ittifakının parçası olsa da, Çin’le ekonomik ilişkileri giderek derinleşiyor; 2023’te ikili ticaret hacmi 40 milyar dolara yaklaştı. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Orta Koridor projesi, Türkiye’yi Çin- Avrupa ticaretinde kilit bir geçiş ülkesi haline getiriyor. Ancak Türkiye, ABD’nin yaptırım riskleri ve Çin’in artan nüfuzu arasında hassas bir denge kurmak zorunda. Özellikle savunma sanayii ve teknoloji transferi konularında, iki büyük güç arasındaki rekabet Türkiye’nin manevra alanını daraltabilir. Ankara’nın, çok kutuplu dünyada kendi çıkarlarını korumak için hem ABD hem Çin’le açık diyalog kanallarını sürdürmesi kritik önem taşıyor.