ABD'nin en güçlü istihbarat yetkilerinden biri olan Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası'nın (FISA) 702. maddesi, 19 Nisan 2026'da süresinin dolmasına günler kala yenilenemezse, Amerikan istihbarat teşkilatları ve telekomünikasyon şirketleri hukuki bir belirsizliğin içine sürüklenecek. Söz konusu madde, ABD dışındaki yabancı hedeflerin elektronik iletişimlerinin mahkeme onayı olmadan dinlenmesine ve toplanmasına izin veriyor. Uzmanlar, yetkinin sona ermesi halinde terörle mücadele ve siber güvenlik operasyonlarının felç olabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı: FISA'nın 702. maddesi neden kritik?
FISA'nın 702. maddesi, 2008 yılında yürürlüğe girdi ve o tarihten bu yana ABD istihbarat topluluğunun en önemli araçlarından biri haline geldi. Bu madde kapsamında Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), ABD dışındaki yabancıların telefon görüşmeleri, e-postaları ve diğer elektronik iletişimlerini, bireysel mahkeme kararı olmaksızın toplayabiliyor. Ancak bu yetki, ABD vatandaşları veya ABD'de bulunan kişiler için geçerli değil; onlar için ayrı bir izin süreci işliyor. Sürenin dolmasıyla birlikte, istihbarat kurumları yabancı hedeflere yönelik dinleme faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacak. Ayrıca, telekom şirketleri de yasal korumalarını kaybedecek ve geçmişte hükümetle işbirliği yaptıkları için hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalabilirler.
ABD Kongresi'nde uzun süredir devam eden müzakereler, özellikle sivil özgürlükler ile ulusal güvenlik arasındaki hassas denge nedeniyle bir türlü sonuçlanamadı. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında reform talepleri, maddenin yenilenmesini engelliyor. Eski Başkan Donald Trump döneminde Rusya soruşturması kapsamında ortaya çıkan bazı usulsüzlükler, FISA'nın kötüye kullanılabileceği endişelerini artırmıştı. Özellikle, FBI'ın 2016 yılında Trump kampanyasına yönelik soruşturmada FISA mahkemesinden aldığı izinlerin hatalı bilgilere dayandığı ortaya çıkmıştı. Bu skandal, hem Cumhuriyetçiler hem de sivil toplum kuruluşları tarafından FISA reformu için bir kaldıraç olarak kullanılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İstihbarat paylaşımından veri egemenliğine
702. maddenin sona ermesi, yalnızca ABD içinde değil, küresel ölçekte de yankı uyandıracak bir gelişme. ABD'nin istihbarat toplama kapasitesinin zayıflaması, müttefik ülkelerle olan istihbarat paylaşım anlaşmalarını etkileyebilir. Özellikle Five Eyes (ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda) ittifakı, ABD'nin sağladığı yabancı hedef bilgilerine bağımlıdır. Yetkilerin askıya alınması, terör örgütleri, siber saldırganlar ve nükleer yayılma ağları hakkında kritik bilgilerin akışını kesintiye uğratabilir. Ayrıca, büyük teknoloji şirketleri (Google, Microsoft, Facebook gibi) de FISA kapsamında hükümete veri sağlamakla yükümlü oldukları için yasal sorumluluk riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu şirketler, Avrupa Birliği'nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) gibi katı veri koruma yasalarına tabi oldukları için, ABD hükümetine veri aktarımı konusunda daha da hassas bir konuma gelecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından iki yönlü bir etki yaratabilir. Birincisi, ABD'nin istihbarat toplama kapasitesindeki geçici zafiyet, PKK/YPG gibi terör örgütleriyle mücadelede paylaşılan istihbaratın kalitesini düşürebilir. Ancak Türkiye'nin kendi istihbarat kabiliyetleri (MİT) son yıllarda önemli ölçüde geliştiği için, bu açığın kısa vadede büyük bir sorun yaratması beklenmez. İkincisi, veri egemenliği konusu: ABD'nin yasal belirsizliği, Türkiye'nin de teknoloji devleriyle veri paylaşımı konusunda daha temkinli olmasına yol açabilir. Küresel ölçekte istihbarat faaliyetlerinin sekteye uğraması, siber güvenlik tehditlerine karşı kolektif savunma mekanizmalarını zayıflatacaktır. Türkiye, NATO üyesi olarak bu süreci yakından izlemeli ve olası boşlukları kendi ulusal güvenlik stratejisiyle doldurmalıdır.