Şu ana kadar Avrupa ile Amerika arasındaki ilişkilerin gerilmesinin en önemli sebebi Amerikan siyasetindeki aşırı kutuplaşma ve popülist çıkışlar olarak görülüyordu. Ancak bu tablonun sadece bir yüzü var. Diğer yüzünde ise Avrupa kıtasının kendi zayıflıkları, stratejik körlüğü ve kendini kandırma alışkanlığı yatıyor. Amerika’nın içine düştüğü hesap verme krizi, yalnızca Washington’un kurumlarını değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik ve dış politika yapısını da derinden etkiliyor.
Krizin kaynağı: Amerikan siyasetinde çözülme
Son yıllarda ABD’de yaşanan Kongre baskını, yargıya yönelik saldırılar ve seçim güvenliği tartışmaları, ülkenin demokratik kurumlarına olan güveni dip seviyelere indirdi. Artık Amerikan siyasetinde bir taraf, seçim sonuçlarını tanımıyor; diğer taraf ise her adımda yargı denetimini aşındırmaya çalışıyor. Bu durum, Amerika’nın uluslararası taahhütlerini sorgulanır hale getiriyor. Avrupa için bu, NATO ittifakının geleceği, ticaret anlaşmalarının istikrarı ve iklim değişikliğiyle ortak mücadele gibi kritik konularda belirsizlik anlamına geliyor. Oysa Soğuk Savaş'tan bu yana Avrupa güvenliği, ABD’nin güvenilir taahhütlerine dayanmıştır.
Avrupa’nın zaafiyeti ve kendini kandırması
Transatlantik bağların zayıflamasında Avrupa’nın da payı büyük. Kıta ülkeleri, yıllardır savunma harcamalarını artırma sözü verip bu sözü tutmadı. NATO’nun hedefi olan GSYİH’nin yüzde 2’sine ulaşmak için 2024 itibarıyla hâlâ 11 üye dışında çoğu ülke yeterli bütçeyi ayırmıyor. Fransa önderliğindeki stratejik özerklik tartışmaları ise somut adımlara dönüşmedi. Bir yandan ABD’ye bağımlılık azaltılmak istenirken, diğer yandan caydırıcılık kapasitesi geliştirilemedi. Avrupalı liderler, enerji krizi, enflasyon ve göç dalgaları karşısında ortak bir duruş sergilemekte zorlanıyor. Bu zaafiyet, Avrupa’yı ABD’nin iç siyasetindeki çalkantılara karşı daha kırılgan hale getiriyor.
Krizin bölgesel ve küresel boyutu
Avrupa’nın stratejik zafiyeti, yalnızca transatlantik ilişkileri değil, küresel dengeleri de etkiliyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Avrupa, ABD’nin askeri ve istihbari desteğine daha bağımlı hale geldi. Ancak ABD’de hesap verebilirliğin erozyonu, bu desteğin sürekliliğini sorgulatıyor. Eğer Washington’da bir sonraki yönetim, Ukrayna’ya yardımı kesme kararı alırsa, Avrupa kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacak. Aynı şekilde Çin’e karşı teknoloji ve ticaret savaşında ABD’nin tutarlılığı da giderek azalıyor. Avrupa, bu ortamda kendi çıkarlarını koruyacak bir diplomasi yürütmekte zorlanıyor. Kısacası, Amerikan krizi Avrupa’nın derin yapısal sorunlarını gün ışığına çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Transatlantik ittifakta yaşanan bu güven bunalımı, Türkiye’nin dış politikası için hem fırsat hem risk barındırıyor. Türkiye, NATO içinde ABD’ye en bağımlı ülkelerden biri olarak, Washington’daki istikrarsızlığın savunma işbirliği ve F-35/S-400 gibi dosyaları olumsuz etkileyebileceğini görmeli. Öte yandan Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı, Türkiye’yi AB savunma girişimlerine dâhil etme fırsatı sunabilir. Ancak Türkiye’nin kendi savunma sanayiini güçlendirme çabaları, bu tür krizler karşısında elini güçlendiren en önemli araç olarak öne çıkıyor. Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz’deki çıkarların korunması için Türkiye’nin, hem ABD’deki gelişmeleri yakından izlemesi hem de Avrupa’daki zafiyetleri fırsata çevirecek esnek bir diplomasi yürütmesi gerekiyor.