Avrupa Birliği’ne üye devletler, yıllardır süren yasal engeller ve siyasi tartışmaların ardından göç kontrollerini sınır dışına taşıma çabalarını tazelemek amacıyla Ruanda ve Özbekistan gibi ülkelerde “dönüş merkezleri” kurma seçeneğini masaya yatırıyor. Bu girişim, AB’nin sığınma talepleri reddedilen göçmenlerin üçüncü ülkelere gönderilmesi yönündeki tartışmalı politikasının en son örneğini oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı
Avrupa’da artan düzensiz göç, üye ülkeleri daha sert önlemler almaya itiyor. Özellikle 2015’teki büyük göç dalgasının ardından AB, sığınma sistemini reforme etmek için çeşitli planlar geliştirdi. Ancak hukuki engeller ve insan hakları örgütlerinin eleştirileri bu planların çoğunu akamete uğrattı. İngiltere’nin Ruanda ile imzaladığı sığınmacı anlaşması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin müdahalesiyle askıya alınmış, benzer bir anlaşma Danimarka ile Ruanda arasında da gündeme gelmişti.
Brüksel, bu kez daha kapsamlı bir yaklaşımla, Özbekistan gibi Orta Asya ülkelerini de sürece dahil etmeye çalışıyor. Özbekistan’ın göçmen kabulüne sıcak bakması halinde, bu ülkeye yılda binlerce sığınmacının gönderilmesi planlanıyor. Ancak bu tür anlaşmaların uluslararası hukuka uygunluğu ve geri göndermeme ilkesiyle çelişip çelişmediği tartışma konusu.
Bölgesel ve küresel boyut
AB’nin dış göç merkezleri kurma girişimi, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve etik boyutlarıyla da dikkat çekiyor. Bu politika, Avrupa’nın sığınma yükünü yoksul ülkelere kaydırması olarak yorumlanıyor. Öte yandan, Türkiye, Libya ve Tunus gibi ülkelerle yapılan anlaşmalar sayesinde AB’ye yönelen göç akışı bir miktar kontrol altına alınmış olsa da, düzensiz geçişler ve Akdeniz’deki ölümler devam ediyor.
Yeni merkezlerin işletilmesi için AB, ilgili ülkelere mali destek ve vize kolaylıkları gibi teşvikler sunmayı planlıyor. Ancak bu durum, insan hakları ihlallerine yol açabileceği gerekçesiyle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından eleştiriliyor. Ayrıca, benzer bir model uygulayan Avustralya’nın Nauru ve Manus Adası merkezlerinde yaşanan insan hakları skandalları da AB’nin planına karşı uyarı olarak gösteriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Birliği’nin Ruanda ve Özbekistan’da “dönüş merkezleri” kurma planı, Türkiye’nin AB ile yürüttüğü göç anlaşması bağlamında değerlendirilmelidir. Türkiye halihazırda AB’nin göç yükünü hafifletmek için önemli bir rol üstlenirken, Brüksel’in yeni ortaklıklar arayışı, Türkiye’nin elini zayıflatabilir. AB’nin alternatif merkezler geliştirmesi, Türkiye ile yapılan anlaşmanın önemini azaltabilir ve mali yardımların yeniden müzakere edilmesine yol açabilir. Ayrıca, bu girişim, Avrupa’nın göç politikasında daha katı bir çizgiye geçtiğini gösterirken, Türkiye’nin sığınmacılar konusunda daha fazla baskı altında kalmasına neden olabilir.