Washington - Amerika Birleşik Devletleri'nin göçmen politikaları, ebeveynleri çocuklarından ayrı olarak sınır dışı etmesiyle yeni bir insanlık krizine sahne oluyor. Son aylarda hız kazanan uygulamalarla, sığınmacı aileler sistematik olarak parçalanıyor ve yüzlerce çocuk, ebeveynleri sınır dışı edilirken ABD'de koruyucu ailelerin yanında veya devlet bakım evlerinde kalıyor. Bu durum, ülkenin göçmenlik sistemi üzerindeki tartışmaları yeniden alevlendirirken, insan hakları örgütleri alarm veriyor.
Politikanın Arka Planı ve Uygulanışı
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) yetkilileri, 2018'de başlayan "sıfır tolerans" politikasının bir uzantısı olarak, ebeveynleri sınır dışı ederken çocuklarını geride bırakma uygulamasını sürdürüyor. Ailelerin büyük çoğunluğu, Orta Amerika'dan (Guatemala, Honduras, El Salvador) gelerek sığınma talebinde bulunuyor. Ancak sığınma başvuruları reddedildiğinde veya hızlandırılmış sınır dışı işlemleri uygulandığında, ebeveynler ülkelerine gönderilirken çocuklar ABD'de kalıyor. Federal verilere göre, 2023 mali yılında 1.500'den fazla çocuk ebeveynlerinden ayrı düştü. Bu çocukların bir kısmı devlet himayesindeki bakım evlerine, bir kısmı ise akrabalarının yanına yerleştirildi; ancak aile birleşimi süreçleri aylarca, bazen yıllarca sürüyor.
Göçmenlik avukatları, bu uygulamanın yasal dayanaktan yoksun olduğunu savunuyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) gibi kuruluşlar, aile ayrılığının çocuklar üzerinde travmatik etkiler yarattığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) de endişelerini dile getirerek, taraf devletlere aile birliğini koruma çağrısı yaptı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin bu politikası, yalnızca ülke içinde değil, Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerde de gerilime yol açıyor. Meksika ve Orta Amerika hükümetleri, sınır dışı edilen ebeveynlerin çocuklarına erişimini kolaylaştırmak için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Öte yandan, insan hakları örgütleri konuyu uluslararası platformlara taşıyarak ABD'nin itibarını zedelemeye çalışıyor. Avrupa Birliği ve diğer müttefikler, dolaylı yollardan endişelerini iletiyor. Küresel göç rejimi açısından bu tür uygulamalar, mülteci korumasının evrensel ilkelerini sorgulatıyor ve diğer ülkelere kötü örnek oluşturuyor.
Uzmanlar, sorunun kökeninde ABD'nin göçmenlik sistemindeki yapısal tıkanıklıkların yattığını vurguluyor. Kongre'de kapsamlı göçmenlik reformu yıllardır geçirilemiyor; sığınma sistemindeki yargısal birikim nedeniyle davalar yıllarca sürüyor. Bu da idari yetkililerin kısa vadeli ve sert önlemlere başvurmasına neden oluyor. İnsan hakları savunucuları, aile birliğini esas alan ve çocukların yüksek yararını gözeten bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin göçmen aileleri ayıran sınır dışı politikası, Türkiye'nin göç ve mülteci yönetimi açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak, Suriyeli ve diğer grupların aile bütünlüğünü korumaya yönelik politikalar geliştirmiş durumda. ABD'deki uygulama, Batılı ülkelerin insan hakları söylemleriyle pratikteki tutarsızlıklarını gözler önüne seriyor ve küresel mülteci koruma rejiminin zayıflığını ortaya koyuyor. Türkiye, uluslararası platformlarda aile birliğinin korunması ve çocuk hakları konusunda daha güçlü bir aktör olarak öne çıkabilir. Ayrıca, ABD'nin göçmen politikalarındaki sertleşme, Türkiye-ABD ilişkilerinde insan hakları boyutunu yeniden gündeme getirebilir.