ABD'de pandemi döneminde artış gösteren Asya karşıtı nefret suçları, Federal Soruşturma Bürosu'nun (FBI) yayımladığı yeni verilere göre ülke genelinde azalma eğilimine girdi. Ancak sivil toplum örgütleri, özellikle son dönemde uygulanan sert göçmenlik politikaları ve ABD-Çin arasındaki jeopolitik gerilimin bu suçlarda yeniden artışa yol açabileceği konusunda uyarıyor. Veriler, COVID-19 salgınının başladığı 2020 yılında zirve yapan saldırıların ardından toparlanma sinyali verse de, uzmanlar Asyalı Amerikalılara yönelik ayrımcılığın köklü bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Veriler ne söylüyor?
FBI' ın 2023 yılına ait yıllık Suç Raporu'na göre, Asya kökenli Amerikalılara yönelik nefret suçları bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 10 oranında azaldı. Bu düşüş, 2020'deki saldırı dalgasının ardından 2021 ve 2022'de görülen artışın ardından geliyor. Ancak sivil toplum kuruluşu Stop AAPI Hate'in verileri, resmi rakamların gerçek durumu yansıtmadığını gösteriyor; çünkü birçok mağdur olayı bildirmiyor. Örgüt, 2023'te kendilerine 4 bin 500'den fazla nefret olayı rapor edildiğini, bunun önceki yıla göre yüzde 25 azalmaya işaret ettiğini ancak hala pandemi öncesi seviyelerin çok üzerinde olduğunu belirtiyor.
Uzmanlar, azalmanın kısmen kamuoyunun bilinçlenmesi ve hükümetin farkındalık kampanyalarına bağlı olduğunu, ancak Asya kökenli toplulukların güvenlik endişelerinin devam ettiğini ifade ediyor. Özellikle büyük şehirlerdeki Asyalı Amerikalılar, sokakta yürürken veya toplu taşıma kullanırken sözlü tacize uğradıklarını, hatta bazılarının fiziksel saldırıya maruz kaldığını aktarıyor. Bu durum, toplumda güvensizlik hissini artırıyor ve topluluk üyelerinin savunmasız hissetmesine neden oluyor.
Göçmenlik baskıları ve jeopolitik gerilimler
Verilerdeki iyileşmeye rağmen, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları, özellikle son birkaç yılda artan göçmenlik baskılarının ve ABD-Çin arasındaki gerilimin nefret suçlarını yeniden tetikleyebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle Çin kökenli Amerikalılar, casusluk suçlamaları ve ekonomik rekabetin gölgesinde daha fazla şüpheyle karşılanıyor. Bu durum, Asyalı göçmenlere yönelik ayrımcı söylemlerin artmasına ve nefret olaylarının çoğalmasına zemin hazırlıyor.
Uzmanlar, bu endişelerin yersiz olmadığını, çünkü geçmişte ekonomik krizler veya savaşlar sırasında Asyalı toplulukların günah keçisi ilan edildiğini hatırlatıyor. Örneğin, 1980'lerde Japon ekonomisinin yükselişi döneminde Japonya karşıtı söylemler artmış, 2001 sonrasında ise Güney Asyalılar hedef alınmıştı. Şimdi ise Çin'in yükselişi, benzer bir düşmanlık dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle, hükümetin ve toplumun bu riskleri göz önünde bulundurarak önleyici tedbirler alması gerektiği vurgulanıyor.
Bu durum sadece ABD'yi ilgilendirmiyor; küresel ölçekte Asya kökenli topluluklara yönelik ayrımcılık artıyor. Avrupa'da da benzer olaylar yaşanıyor. Özellikle Çin'in yükselişi ve Batı ile arasındaki gerilim, Asya kökenli vatandaşların hedef alınmasına neden olabiliyor. Bu, uluslararası insan hakları normları açısından endişe verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin dış politikası açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. ABD'deki Asya karşıtı ırkçılık, küresel göç hareketleri ve uluslararası toplumun çeşitliliğe bakışını etkileyebilir. Türkiye, farklı etnik kökenlere ev sahipliği yapan bir ülke olarak, ayrımcılıkla mücadele konusunda deneyimlerini paylaşabilir. Ayrıca, özellikle ABD-Çin geriliminin derinleşmesi, küresel tedarik zincirlerini ve jeopolitik dengeleri etkileyebilir; bu da Türkiye'nin ekonomik ve diplomatik ilişkileri üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle, Türk karar alıcıların bu tür ırkçı eğilimleri yakından izlemesi, hem ulusal hem de küresel ölçekte barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlayabilir.