ABD Yüksek Mahkemesi, doğumla vatandaşlık hakkına ilişkin kritik bir davada 6’ya 3’lük bölünmüş bir karar alarak, bu tartışmalı konunun önümüzdeki dönemde yeniden mahkeme gündemine gelebileceğinin sinyalini verdi. Karar, Anayasa’nın 14. Ek Maddesi’nde yer alan ve Amerika Birleşik Devletleri topraklarında doğan herkesi otomatik olarak vatandaş kabul eden hükmün yorumlanmasıyla ilgili.
Gelişmenin arka planı
Mahkeme, çoğunluk görüşünde doğumla vatandaşlık uygulamasını geçici olarak onaylarken, muhalif üç yargıç bu uygulamanın Anayasa’nın orijinal anlamıyla bağdaşmadığını savundu. Başyargıç John Roberts’ın kaleme aldığı çoğunluk görüşü, 14. Ek Madde’nin “ABD’nin yargı yetkisine tabi olarak doğan herkes” ifadesine atıfta bulunarak, bu maddenin tarihsel yorumuna vurgu yaptı. Ancak muhalifler, özellikle Yargıç Clarence Thomas, bu maddenin belgesiz göçmenlerin çocuklarını kapsamadığını ileri sürdü.
Dava, bir grup eyaletin federal hükümete karşı açtığı ve doğumla vatandaşlık uygulamasının kaldırılmasını talep ettiği bir hukuki sürecin parçasıydı. Eyaletler, bu uygulamanın göçmenlik yasalarını zayıflattığını ve sosyal güvenlik sistemlerine yük bindirdiğini iddia etmişti. Beyaz Saray ise uygulamanın Amerikan değerlerinin temel bir parçası olduğunu savundu.
Bölgesel veya küresel boyut
Doğumla vatandaşlık, yalnızca ABD’nin değil, aynı zamanda Kanada ve Meksika gibi Kuzey Amerika ülkelerinin de gündemindeki hassas konulardan biri. Kanada’da benzer bir uygulama bulunurken, Meksika’da doğumla vatandaşlık daha sınırlı koşullarda tanınıyor. Karar, özellikle Latin Amerika’dan ABD’ye yönelen göç dalgaları bağlamında, bölge ülkeleri için de önem taşıyor. Trump döneminde başlatılan ve Biden yönetimi tarafından sürdürülen sıkı göç politikaları, bu kararın siyasi yankılarını daha da artırıyor.
Küresel ölçekte, doğumla vatandaşlık uygulaması Avrupa ülkelerinde neredeyse hiç yok. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler, vatandaşlık için soy veya ikamet şartı arıyor. Bu durum, ABD’nin istisnai konumunu vurgularken, kararın uluslararası göç hukukuna etkileri tartışma konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’nin ABD ile ilişkileri açısından bu karar, doğrudan bir etki yaratmasa da, iki ülke arasındaki göçmen ve vatandaşlık politikalarındaki farklılıkları gündeme getirebilir. Türkiye, vatandaşlık konusunda daha çok soy ve ikamet esasına dayalı bir sistem izliyor. ABD’deki bu tartışma, özellikle Türk asıllı Amerikan vatandaşlarının statüsünü etkilemese de, göç hukuku alanında uluslararası normların evrimi açısından izlenmesi gereken bir gelişme. Küresel göç hareketlerinin arttığı bir dönemde, bu tür kararların diğer ülkelerdeki yasal düzenlemelere örnek teşkil etme potansiyeli bulunuyor.