ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump'ın doğumla vatandaşlık hakkını sınırlama yönündeki tartışmalı girişimini Salı günü reddederek, muhafazakâr başkanın göçmenlik karşıtı politikalarına ağır bir darbe vurdu. Mahkeme, görev döneminin son gününde merakla beklenen kararında 6’ya 3 oyla, ABD topraklarında doğan herkesin otomatik olarak Amerikan vatandaşı olmasını sağlayan 14. Anayasa Değişikliği’nin geçerliliğini teyit etti. Bu karar, Trump yönetiminin yıllardır süren hukuki mücadelesinde kesin bir yenilgi anlamına geliyor.
Kararın arka planı: 14. Değişiklik ve Trump'ın hedefi
Trump, 2017’de göreve geldiğinden beri, doğumla vatandaşlık hakkını “Amerika’ya yönelik en büyük tehditlerden biri” olarak nitelendiriyor ve bu hakkın yalnızca ebeveynlerinden en az biri ABD vatandaşı ya da yasal daimi ikamet sahibi olan çocuklara tanınması gerektiğini savunuyordu. Başkan, 2019’da yayımladığı bir başkanlık kararnamesiyle, federal kurumların göçmen statüsündeki ebeveynlerin çocuklarına pasaport ve sosyal güvenlik numarası vermesini engellemeye çalışmıştı. Bu kararname, çok sayıda sivil toplum örgütü ve eyalet tarafından açılan davalarla karşılaşmıştı.
Mahkemenin çoğunluk görüşünü kaleme alan Yargıç John Roberts, 14. Değişiklik’in “açık ve net” olduğunu ve ABD’de doğan herkesin vatandaş kabul edilmesi gerektiğini belirtti. Kararda, “Doğumla vatandaşlık, ulusumuzun kuruluş felsefesinin temel taşlarındandır ve anayasal bir haktır. Başkanın tek taraflı kararnameyle bu hakkı sınırlaması, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır” ifadeleri yer aldı. Muhalefet şerhinde ise muhafazakâr yargıçlar Clarence Thomas, Samuel Alito ve Neil Gorsuch, doğumla vatandaşlığın tarihsel olarak sınırsız olmadığını ve Kongre’nin bu konuda düzenleme yapma yetkisine sahip olduğunu savundu.
Küresel boyut: Göçmenlik politikalarında yeni dönem
Bu karar, yalnızca ABD iç siyasetinde değil, küresel göç politikaları açısından da önemli bir emsal teşkil ediyor. Dünyada doğumla vatandaşlık hakkı tanıyan ülkelerin sayısı sınırlı; Kanada, Meksika ve birkaç Latin Amerika ülkesi bu kategoriye giriyor. Avrupa ülkelerinde ise genellikle jus sanguinis (kan esası) ilkesi geçerli. Uzmanlar, mahkemenin kararının ABD’nin göçmen çekme kapasitesini koruyacağını ve ülkenin demografik yapısını şekillendiren temel bir ilkeyi güvence altına aldığını belirtiyor. Öte yandan, Trump’ın seçim kampanyasında bu konuyu yeniden gündeme getirmesi bekleniyor; başkan, kararı “hukuki bir skandal” olarak nitelendirerek Kongre’yi yeni bir yasa çıkarmaya çağırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu kararı, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da, küresel göç politikaları bağlamında önemli bir sinyal. Türkiye, Suriye krizi sonrası dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yaparken, ABD’nin doğumla vatandaşlık hakkını koruması, uluslararası hukukta emsal teşkil edebilir. Özellikle ABD’de yaşayan Türk toplumu açısından, çocuklarının ABD vatandaşı olma hakkı güvence altında kalmıştır. Ayrıca, Trump’ın göçmenlik karşıtı söyleminin zayıflaması, ABD-Türkiye ilişkilerinde zaman zaman gerginliğe yol açan vize politikaları üzerinde dolaylı bir rahatlama sağlayabilir. Karar, uluslararası toplumda göçmen hakları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirecek gibi görünüyor.