Yeni bir araştırma, ABD’de sulak alanların yok edilmesinin son 40 yılda sel sigortası taleplerini 10 milyar dolar artırdığını ortaya koydu. Üniversite araştırmacıları tarafından hazırlanan hakemli çalışma, bu durumun iklim değişikliğiyle birlikte daha da kötüleşeceğini öngörüyor. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi’nin geçen yıl aldığı bir karar, sulak alan korumasını önemli ölçüde sınırlayarak sel riskini daha da artıracak bir kapı araladı.
Gelişmenin arka planı
Bilim insanları, sulak alanların doğal sünger görevi görerek taşkınları emdiğini ve kıyı erozyonunu azalttığını uzun süredir vurguluyor. Ancak 1980’lerden bu yana ABD’de sulak alanların yaklaşık yarısı tarım, kentleşme ve altyapı projeleri nedeniyle yok oldu. Araştırmaya göre, bu kayıp, özellikle kıyı bölgelerinde sel sigortası taleplerinde ciddi bir artışa yol açtı.
Çalışma, 1979-2019 döneminde kaybedilen her 10 dönümlük sulak alan için federal sel sigortası taleplerinin ortalama 1,2 milyon dolar arttığını gösteriyor. Bu, toplamda 10 milyar dolarlık ek bir yük anlamına geliyor. Sigorta primlerindeki bu artış, özellikle düşük gelirli topluluklar için finansal baskıyı artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mayıs 2023’te Sackett v. EPA davasında verdiği karar, federal temiz su yasası kapsamında korunan sulak alanların tanımını daralttı. Artık yalnızca “yüzey sularıyla sürekli bağlantılı” olan sulak alanlar koruma altına alınıyor. Bu, milyonlarca dönümlük sulak alanın geliştirmeye açılmasına yol açabilir.
Uzmanlar, kararın sel sigortası sistemine milyarlarca dolarlık ek yük getireceğini ve iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava olaylarıyla başa çıkma kapasitesini zayıflatacağını belirtiyor. Dünya genelinde de benzer eğilimler görülüyor; Brezilya, Endonezya ve Nijerya gibi ülkelerde sulak alan kaybı, selleri ve toprak kaybını artırıyor. Küresel iklim hedefleri için sulak alanların korunması kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, özellikle kıyı bölgelerinde ve sulak alanlar açısından zengin Dicle-Fırat havzası gibi alanlarda benzer riskler taşıyor. ABD’deki bu gelişme, sulak alan koruma politikalarının gevşetilmesinin uzun vadede ekonomik ve çevresel maliyetlerini gösteriyor. Türkiye, iklim değişikliğine uyum kapsamında sulak alanlarını korumalı ve uluslararası anlaşmalara (Ramsar Sözleşmesi) bağlı kalmalıdır. Aksi halde sel felaketleri ve tarımsal kayıplar artabilir, sigorta sistemleri üzerinde baskı oluşabilir.