ABD Yüksek Mahkemesi, Louisiana’da bir hapishanede Rastafari inancına sahip mahkum Damon Landor’un, dini sembolü olan dreadlock saçlarının gardiyanlar tarafından zorla kesilmesi nedeniyle tazminat talebini reddetti. Salı günü açıklanan 6-3’lük kararda, mahkumun eyalet çalışanlarına karşı tazminat davası açma hakkının olmadığına hükmedildi. Karar, muhafazakâr ve liberal kanat arasında ideolojik bir ayrışmayı da ortaya koydu.
Olayın arka planı ve hukuki süreç
Damon Landor, 2014 yılında Louisiana’daki bir eyalet hapishanesinde tutuklu bulunuyordu. Rastafari inancı gereği saçlarını kesmeyen Landor, gardiyanlar tarafından bir sandalyeye kelepçelenerek dreadlock’larının zorla kesildiğini iddia etti. Gardiyanlar, hapishane kurallarının saç uzunluğuna sınırlama getirdiğini savunurken, Landor olayın dini özgürlüğünün ihlali olduğunu öne sürdü. Dava, federal mahkemelere taşındı ve süreç boyunca alt mahkemeler farklı kararlar verdi. Beşinci Daire Temyiz Mahkemesi, gardiyanların dokunulmazlık (qualified immunity) kapsamında olduğuna karar verdi ve Landor’un tazminat talebini reddetti.
Yüksek Mahkeme, bu kararı onaylayarak, eyalet çalışanlarının anayasal hak ihlali durumunda bile dokunulmazlıktan faydalanabileceğini teyit etti. Başyargıç John Roberts, karar metninde, “Mahkumların dini özgürlükleri önemli olmakla birlikte, eyalet çalışanlarının kişisel sorumluluktan muaf tutulması, kamu hizmetinin etkin işleyişi için gereklidir” ifadelerine yer verdi. Karşı oy kullanan liberal yargıçlardan Sonia Sotomayor ise, “Bu karar, dini azınlıkların temel haklarını korumada yetersiz kalıyor” diyerek tepki gösterdi.
Kararın bölgesel ve küresel boyutu
ABD’de eyalet çalışanlarının dokunulmazlığı (qualified immunity) uzun süredir tartışma konusu. Bu doktrin, polis ve gardiyan gibi kamu görevlilerinin, anayasal hak ihlali yaptıkları durumlarda tazminat davalarından muaf olmasını sağlıyor. Ancak eleştirmenler, bu uygulamanın özellikle azınlık grupları ve dini inanç sahipleri için adaletsizliğe yol açtığını savunuyor. Landor davası, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Rastafari topluluğu ve insan hakları örgütleri, kararın dini özgürlükleri zedelediğini belirterek, federal yasama organını dokunulmazlık yasalarını revize etmeye çağırdı.
Küresel ölçekte ABD’nin bu kararı, dini azınlıkların hapishane koşullarında karşılaştığı ayrımcılık konusunu yeniden gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, daha önce benzer konularda ABD’yi uyarmıştı. Karar, uluslararası toplumda dini özgürlüklerin korunması açısından eleştirilere yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu kararın Türkiye ile doğrudan bir bağlantısı bulunmamakla birlikte, ABD’de dini azınlık haklarına yaklaşımın uluslararası yansımaları Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Türkiye, Laiklik ve din özgürlüğü konularında hassas bir dengeye sahip. ABD Yüksek Mahkemesi’nin bu tür bir kararı, uluslararası insan hakları kuruluşlarının dini özgürlükler konusunda daha fazla inceleme yapmasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası platformlarda dini özgürlükler konusundaki uygulamalarının da daha yakından takip edilmesine neden olabilir. Ayrıca, kararın küresel ölçekte dini sembollerin kısıtlanmasıyla ilgili tartışmaları artırması, benzer konuların Türkiye’de de gündeme gelme potansiyelini barındırıyor.