ABD Yüksek Mahkemesi, Cisco Systems, Inc. v. Doe davasında verdiği kararla, Yabancıların Haksız Fiil Yasası (ATS) kapsamında yabancı şirketlere karşı açılan insan hakları davalarının önünü büyük ölçüde kapattı. Mahkeme, 8-1 oyla, ATS'nin yalnızca ABD topraklarında gerçekleşen haksız fiillere uygulanabileceğine hükmetti. Bu karar, özellikle Çinli Müslüman azınlık Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle Cisco'ya karşı açılan davada kritik bir öneme sahipti. Mahkeme, yasanın kapsamının uluslararası hukuku ihlal eden ancak ABD dışında gerçekleşen eylemleri kapsamadığını belirtti. Karar, insan hakları savunucuları tarafından büyük bir hayal kırıklığıyla karşılanırken, çokuluslu şirketler için önemli bir hukuki zafer olarak değerlendiriliyor.
Kararın Arka Planı: ATS ve Cisco Davası
1789 tarihli Alien Tort Statute, ilk ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş ve yabancı uyrukluların "uluslararası hukuku ihlal eden" eylemler için ABD federal mahkemelerinde dava açmasına izin vermiştir. Yasa, uzun yıllar boyunca nadiren kullanılmış, ancak 1980'lerden itibaren insan hakları ihlallerine maruz kalan mağdurların ABD'de tazminat talep etmesi için bir araç haline gelmiştir. Özellikle 2004 tarihli Sosa v. Alvarez-Machain kararıyla Mahkeme, ATS kapsamındaki davaları sınırlamış ancak tamamen kapatmamıştı.
Cisco Systems, Inc. v. Doe davası, Çin'in Sincan bölgesinde Uygur toplumuna yönelik dijital gözetim sistemleri geliştiren Cisco'nun, bu tedariklerle insan hakları ihlallerine ortak olduğu iddiasıyla açılmıştı. Davacılar, 2019'da açılan davada, Cisco'nun sağladığı ekipmanların zorla çalıştırma ve kültürel soykırım gibi suçların işlenmesine yardımcı olduğunu öne sürmüştü. Cisco ise, şirketin ABD dışındaki faaliyetlerinin ATS kapsamına girmediğini savundu. Mahkeme, bu argümanı benimseyerek, yasanın ABD sınırları dışındaki eylemler için uygulanamayacağına karar verdi.
Küresel Boyut: İnsan Hakları Davalarına Darbe
Karar, yalnızca Cisco davasını değil, benzer şekilde yabancı şirketlere karşı açılan birçok insan hakları davasını da etkileyecek. Örneğin, petrol şirketlerine karşı Nijerya'da, madencilik şirketlerine karşı Güney Afrika'da veya teknoloji firmalarına karşı Myanmar'da açılan davalar artık ABD mahkemelerinde görülemeyecek. Mahkeme, bu tür davaların ABD dışındaki hukuk sistemlerinde, özellikle mağdurların kendi ülkelerinde çözülmesi gerektiğini belirtti. Ancak insan hakları örgütleri, bu ülkelerde adil yargılanma imkânının çoğu zaman bulunmadığını vurguluyor. Kararın, çokuluslu şirketlerin denizaşırı faaliyetlerinde insan hakları ihlallerine karşı hesap verebilirliği azaltabileceği endişesi yaygın. Öte yandan, ABD Yüksek Mahkemesi, Kongre'nin yasayı değiştirerek daha geniş bir uygulama alanı tanıyabileceğine de işaret etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, doğrudan bu davaya taraf olmasa da, kararın küresel insan hakları mimarisine etkisi dolaylı olarak ülkeyi de ilgilendiriyor. Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımları veya Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı firmaların insan hakları ihlallerine karışması durumunda, bu karar mağdurların ABD'de dava açma şansını sınırlıyor. Ayrıca, Türkiye'deki Suriyeli mülteciler veya diğer yabancı grupların insan hakları ihlalleri nedeniyle ABD mahkemelerine başvurması artık çok daha zor. Bölgesel olarak, Ortadoğu'da faaliyet gösteren çokuluslu şirketlerin hesap verebilirliğinin azalması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bir bölgede insan haklarının korunmasını olumsuz etkileyebilir. Karar, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği konusunda önemli bir tartışma başlatmıştır.